Takip Et:

Yılın Son veya İlk Seyahati III

Yeni seyahatleri yazmaya başlamam için son seyahatimizi bitirmem lazımdı. Son kalan 2-3 yeri de toptan yazarak Milano defterini kapatmam gerekiyor, tabii ki umarım bir süreliğine…

Aslında Milano seyahatimize pek de geleneksel olmayan bir restoran seçerek başladık. Bunun sebebi de Tuğrul’un doğum günü kutlamasıydı, şık şık giyinip gideceğimiz bir yer olsun dedik. Japon mutfağının hayranı olduğumuz için de Nobu muhteşem bir seçenek olacaktı. ”Aaa İtalya’da Japon restoranına mı gidilir!” kasıntılığını yapacak değilim, iyiyse gidilir ve bu da çok iyiydi. Bir kere Türkiye’nin 3 tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen klasik balıkçılarımızı geçtim, suşicilerde bile bir kısırlık söz konusu. Levrek, somon, tuna ve uskumru olmasa ne yapacaklarmış çok merak ediyorum. Nadiren deniz tarağı ve kestanesi de karşımıza çıkıyor ama bunların da tazeliği tartışılır, ben şahsen çoğunlukla donuk olarak ithal edildiklerini biliyorum. Suşi söz konusu olduğunda dondurulmuş olmasına bir sözüm yok. Çünkü <spoiler ya da içinizi kaldırabilecek konu alert!> ; balıklarda ismini hatırlayamadığım bir parazit olma ihtimali oluyor, özellikle büyük balıklarda ve bu ancak 3 günlük buzlukta dondurulursa ölüyor, bu sebeple chef Medigue (kendisi 7 senesini Japonya’da geçirdiğinden biliyor) balıkların tazeliğini kontrol ettikten sonra uygun şekilde kestirip buzlukta 3-4 gün mutlaka bekletirdi. Ancak tabi önemli olan taze bir şekilde bu işleme tabi tutulmasıydı. Neyse kiminize gereksiz gelecek bu detayı sonlandırıp suşi konusuna dönelim. Çeşitlilik, tazelik ve İstanbul’daki japon restoranları kadar pahalı olmadıkları için yurtdışına gittiğimde mutlaka uğrarım. Nobu fikrine de bu sebepten dolayı atladım.

Gelelim Milano’daki Nobu’nun ambiyansına. Tatil zamanında gittiğimizden ötürü herhalde pek bir sönüktü. Dekorasyon da pek etkileyici gelmedi, üstelik de sanki biraz fazla şık giyinmişiz gibi geldi. Yani kot ve tshirt ikilisiyle de gidilebilecek rahatlıktaydı sanki.

Processed with VSCOcam

Masanıza oturmadan önce barda birer kokteyl almanızı tavsiye ederim çünkü onlar da çok güzel.

Yemekler sipariş edilirken yine Ömer’e teslim oluyoruz ve bizi çatlama noktasına getirmeyi yine başarıyor. Asıl bombalara gelmeden önce ortaya birkaç atıştırmalık söylüyor.

Processed with VSCOcam with f2 preset

 

Favorim bu bebeler oluyor. Çıtır, chili soslu karidesin şu porsiyonundan 2-3 tane yiyebilirimişim gibi gelse de abartmamayı tercih ediyorum. Bunun çok benzerinden hatta belki de aynısı diyebilirim Ortaköy’deki Zuma’da da var, taa İtalya’ya kadar gelmenize lüzum yok yani. Ama dışı çıtır, içi tam kararında pişmiş, fazla yağ emmemiş, sosu iç baymayan türdendi.

Processed with VSCOcam with c1 preset

Küp şeklinde olan kızartmalar da arancini denilen risotto toplarının füzyonuydu, daha az yağlı olan japon pilavından yapılmış küpleri sosuna banıp afiyetle yiyin. Yanında da tuna tartar-pate arası bir karışım. Çiğ balık seviyorsanız hoşunuza gidebilir, olmazsa da olur.

Processed with VSCOcam with m5 preset

 

En sevdiğim sebzeler arasında geliyor kuşkonmaz. Özellikle nisan ayı gibi çıkan beyaz ve daha kalınlarına bayılıyorum. İstanbul’da ne yazık ki çırpı gibi olanlardan daha çok bulunuyor. Orijini Asya’ymış kuşkonmazın, kumda yetiştirildiği düşünülürse oldukça mantıklı. Ama bizden daha fazla Almanya’da bulunmasını anlayamıyorum. O sebeple çırpı gibi olanlar hiç yoktan iyidir. Burdaki de çok lezzetliydi, hollandaise sos ve somon balığı yumurtalarıyla çok iyi olmuş.

Gelelim benim için gecenin yıldızına. Bu anı beklediğim için diğer yemeklerden az yeme çabam nafile olsa da her koşulda sonsuz suşi yiyebilirim galiba.

Processed with VSCOcam with c1 preset

 

Maki pek tercihim değildir, severek yerim ama sashimi ve nigiri varsa hamallık olarak görüyorum onları yemeyi. Burada allahtan bol miktarda sashimi ve nigiri geliyor da sesimi kesip DND moda geçip wasabili soya sosumu hazırlamaya başlıyorum. 6 kişilik masamıza söylenen herşeyden 2şer tane geldiği (bu suşi kulesi de dahil) göz önünde bulundurulursa son derece mutluyum. Hepimiz çoktan tıkandığımız için ben midemde saklı olan boş bölmeleri bulup lüpletmeye başlıyorum. Ardından gelecek tek bir yemek kalmış o da codfish (sanıyorum morina balığı türkçesi, Zuma’da çok daha iyisini yiyebilirsiniz) neyseki beğenmiyorum. Tamamen sushilere konsantre olabilirim.

Processed with VSCOcam with g3 preset

Tatlı yemeyiz herhalde diye normalde yiyebileceğimin çok daha fazlasını yediğim için Ömer ve İpek’in yaptığı sürpriz çok hoşuma gitse de beni oldukça endişelendiriyor; Tuğrul’un doğum günü pastası!

Processed with VSCOcam with g3 preset

 

Gördüğüm en şık düzenlemeye sahip doğum günü pastasıydı; yazısı, kenarındaki meyveleri süperdi.

Processed with VSCOcam with m5 preset

 

Dilek dilenip, mum üflendikten sonra da insanın kesesi gelmiyor. İçimden dua ediyorum nolur tadı görüntüsü kadar güzel olmasın diye…

Processed with VSCOcam with c1 preset

 

Pek pasta seven bir insan değilimdir, kek ve sütlü tatlı insanıyım. Ama bu inanılmaz güzeldi! Keşke bu kadar çok yemeseymişim dedirteninden. Kreması, pandispanyası inanılmaz hafifti. Meyveler de iyice hafifliğine hafiflik katmıştı. O dilimin hepsini yiyebilirdim ama artık yemeye utandığımdan bıraktım yarısını. Üzgünüm güzel pasta, seni hala unutmadım =(

Bu arada içtiğimiz beyaz şaraptan da bahsedeyim. Tadı meyveli ve hafif buruk olan şarabımızı ilk denediğimde pek beğenmedim. Ama japon yemekleriyle ve özellikle suşiyle büyük bir uyum sağlamıştı. Fotoğrafını çekemedim ama sizinle bilgilerini paylaşayım belki denk gelirsiniz. Ceretto markasının Blange isimli beyaz şarabı Alba yöresinin Arneis üzümlerinden üretiliyor.

Fiyata gelirsek de tabii ki ucuz değil, özellikle de euro almış başını giderken her yer pahalı geliyor biz Türklere. Yine de İstanbul’da aynı şeyleri yiyebileceğimiz bir restoranda bundan daha fazlasına masadan kalkacağımıza eminim.

Hani kısa kısa yazıcaktım, yine kendimden geçtim. Sanırım güzel yemekler söz konusu olduğunda pek kısa yazamıyorum.

Diğer adresimiz de bir sonraki öğle yemeğinde gittiğimiz A Santa Lucia oldukça revaçta olan geleneksel bir italyan lokantası. Bizim oraya gitme hikayemiz yine biraz absürt oldu. Seyahat boyunca küçük bir sorunumuz vardı İpekler ve bizim saatlerimiz bir türlü tutmuyordu. Biz kahvaltımızı yapıp dolaşmaya çıktığımızda onlar kahvaltı için anca çıkıyorlardı. Buraya gidişimiz de aynı karışıklığa denk gelmişti. Rinascente’nin üst katında oldukça büyük olan paninilerimizi cappucino eşliğinde yiyip alışveriş turuna henüz çıkmıştık ki kahvaltı için geldiler. Biz de biraz gezinip iyi bari Santa Lucia’ya gidelim dedik. Biz birer drink alırdık onlar da kahvaltıyı geçip direkt öğle yemeğini yerlerdi.

Şarabın yanında bari birşeyler atıştıralım derken ipin ucu kaçtı, kahvaltıdan direkt öğle yemeğine geçiş yapmış olduk!

Processed with VSCOcam with f2 preset

 

Prosciutto di parma ve mozzarella di buffala ile şarabımı yudumlarken son derece memnunken masanın ucunda bir de ne göreyim Tuğrul ve Sinan öğle yemeği siparişi de veriyorlardı. Bu durum biz kızlara da etki etti ve biz de sonunda öğle yemeğine geçiş yaptık.

IMG_0035

 

Bu sefer Toskanalı bir üzüm olan San Giovese tercihimiz. Biz Tuğrul’la bilmediğimiz şarapların arasında genelde san giovese üzümünü görürsek tercih ediyoruz çünkü içimi çok yumuşak ve kolay, seviyoruz bu üzümü.

Uzun zamandır spaghetti carbonara canım çekiyordu, Antica Locanda’nın menüsünden kaldırıldığını görünce çok üzüldüm çünkü çok güzel yapıyorlardı. İstanbul’da Carluccio’s ‘da denedim, baconlar çok iriydi kötü olmasa da pek bayılmadım. Burada menüde görünce atladım hemen.

Processed with VSCOcam with m5 preset

Burada da çok bayıldığımı söyleyemeyeceğim. Sosundaki yumurtalar hafiften pişmeye başladığı için pek de kremamsı bir kıvamda değildi sosu. Ya ocakta fazla beklediler ya da salamanderin altında uzun süre tutmuşlar. Sinan da aynı siparişi vermişti o da çok memnun kalmadı. Beğenmediğime pek üzülmüyorum çünkü zaten yerim yoktu yiyecek, hemen Tuğrul’a paslıyorum =) Gerçi o da durumundan şikayetçi, ben yedikçe kazağım yukarı doğru yürüyor göbeğimden dolayı diyor ama tatildeyiz bişey olmaz!

Artık bunun üzerine tatlı söylemeyeceğimize eminiz, ama sindirime yardımcı olsun diye kahve şart. O da ne kahveyle birlikte klasik kurabiyelerin yanında bir de dışı çikolata kaplı içi sütlü dondurmalı mini alaska frigo benzerlerinden geliyor.

Processed with VSCOcam with f2 preset

İsmi de ‘Dai dai’, soruyoruz garsona neden ismi böyle. Hadi artık kalkın anlamında olduğunu bize saati göstererek belli ediyor. Böyle planlanmamış yemekler hep en koyu ve bitmek bilmeyen sohbetlere yol açtığından biz de restoranda bir tek bizim kaldığımızı fark edememişiz.

Processed with VSCOcam with f2 preset

 

Bir drink bize küçük çaplı bir mide fesadına yol açmış olsa da güzel atmosfer ve gerçekten çok güzel bir şarap eşliğinde klasik italyan lezzetleri mutlu ediyor.

Yanlış hatırlamıyorsam aynı günün akşamı olması lazım. İnanılmaz ama gerçek hala yemek yemeye devam edebiliyoruz. Ama Ömer sağolsun bir hayli düşünceli. Öyle ortaya bin tane yemek söyleyeceğimiz bir yer olmasın, biraz daha hafif (!) geçirelim diye bizi Original Pizza Ok‘e götürüyor. Buranın sadece pizzacı değil de bir de hamburgerci olduğunu görünce hafif yeme umutlarım suya düşüyor!

Ortaya pizza söylüyoruz ama pek hoşuma gitmediğinden yazmam herhalde diye fotoğraf çekmiyorum. Hamuru ipince kağıt gibi olanlardan. Aslında pizzayla sınırlı kalsaymışız gerçekten de hafif olacakmış. Ama herkes kendine başka birşey daha seçiyor. Hamburger canım pek istemiyor çünkü ekmek filan yiyecek halde değilim. Gerçi görüntüsü inanılmaz iyiydi.

Processed with VSCOcam

Bu gördüğünüz double cheeseburger Tuğrul’u bile isyan ettirdi çünkü double derken peynirin çift olacağını düşünmüş etin değil. Giderseniz bu bilgi faydalı olabilir!

Bense bir değişiklik yapayım dedim ve chicken nuggets söyledim.

Processed with VSCOcam with m5 preset

Kesinlikle doğru tercih yapmışım çünkü nugget dendiğinde McDonalds’ınkinden başka bir tane yediğimi hatırlamıyorum. Nasıl yapıldıklarıyla ilgili anlatılan efsaneler sağolsun uzun zamandan beri de yemiyorum. Bu fotoğrafta gördüğünüz ise fabrikasyonlarından değil, her lokmada gerçekten tavuk yediğinizi hissediyorsunuz. Yanındaki patates kızartması, mısır ve barbekü sosu da bu lezzeti iyice pekiştiriyorlar. Yanında da hafif bulanık bir alman birası söylemiş olsam da hiç gerek yokmuş, boşuna tıkamayın kendinizi.

Processed with VSCOcam

 

Original Pizza Ok ile birlikte Milano üçlememin sonuna geliyorum. Gittiğimiz yerler noel tatili sırasında açık olan sınırlı sayıdaki restoranlardan bazıları. O dönemde giderseniz bu yazılar size oldukça yardımcı olacaktır diye düşünüyorum. Bense bir daha gidersek kararlıyım, Identita Golose‘ye denk getireceğim. Gastronomi dünyasında ünlü chefleri buluşturan bir etkinlik olan Madrid Fusion (şu anda gerçekleşmekte, bu sene bizden bir tek Mehmet Gürs konuşma yapacak. Chef Gian Carlo şu anda orda, döndüğünde ondan dedikoduları almayı planlıyorum =))’dan hemen sonraki haftada bir benzeri de Milano’da Identita Golose adı altında yapılıyor. Madrid Fusion kadar görkemli olmasa da oldukça ilginç bir tecrübe olabilir.