Takip Et:

Yılın Son veya İlk Seyahati II

Chef-owner kavramı Türkiye’de yeni yeni oturmaya başladı. Halbuki, gastronomi dünyasına baktığımızda her başarılı restoranın arkasında kapı gibi bir şef görürsünüz. Üstelik yeni bir moda da değil yüzyıldır süregelir, bknz. Careme, Escoffier…etc. Kısaca bir restoran seçerken giden ünlüler değil, o restoranı yaratan ele alınır. Yurtdışındayken, buna dikkat etmek sorun olmuyor, ama artık İstanbul’da da buna özen gösteriyorum. Her ne kadar gittiğim yerler kısıtlanmış olsa da çok nadiren masadan mutsuz kalkıyorum. Size de tavsiyem yediğiniz yemeğin arkasında güvenebileceğiniz biri var mı, araştırın. Bu illaki de bir chef olmalı diye bir kaide de yok. Bazen yemekten çok iyi anlayan, ya da sohbetiyle sizi oraya bağlayan bir restaurateur de yeterlidir. Belli ki buna dikkat edenler gittikçe çoğalıyor çünkü Mezze By Lemon Tree, Kantin, Antica Locanda, Yeni Lokanta, Enstitü ‘de yer bulmak gittikçe zorlaşıyor. Maalesef Yeni Lokanta’ya hala gidemedim ve çok merak ediyorum. Merak ettiklerim arasında Aliye Turagay devrettikten sonra gitme fırsatı bulamadığım şef Maksut Aşkar’ın Sekiz İstanbul’u yer alıyor.

Neyse konuyu fazla dağıttım, Milano seyahatimizin ikinci rotasından gittikçe uzaklaşıyoruz. O sebeple ”Türkiye’de chef-owner sorunsalı” temalı yazımıza ara verip, Ristorante Da Oscar‘a geliyoruz.

Malumunuz Milano’da bir çok yer kapalı, euro da 3,00 tl olmuş (!) bari bir outlet yapalım dedik. Böylece 6 kişi arabaya doluşup 70km  yol gidip alışverişimizi yaptıktan sonra dönüş yoluna geçtik. Saat 5 civarı, sabah kahvaltısından beri birşey yemediğimiz için acıkmaya başlayıp akşama hiçbir restorana rezervasyonumuz olmadığını fark ettik, nereler açık onu da tam olarak bilmiyoruz. Ömer niyetimizi anlamak için kamuoyu yoklaması yapıyor, kızlar çekimser Tuğrul ‘bistecca’, Sinan da ıstakozlu spaghetti diye tutturmuş, ya et yapan bir yere ya da bir ‘pastacı’ya gideceğiz. Birkaç yer denenip kapalı olduğunu gördükten sonra Da Oscar’a karar veriyoruz. O da bize 19:45’te gelin diyor. 18:30 gibi Milano’ya varmamız hesaplandığından vakit geçirmek için Montenapelone’ye gidiyoruz. Bana her araba yolculuğunda hafakanlar bastığı için direkt kendimizi Cova‘ya (gerçi bir yarım saat başka bir yerde mi otursak diye dolanmışlık da var ama çok da önemli değil) atıyoruz. Alışveriş sonrası yorgunluk atmak için kendimizi aperitivo’larla ödüllendiriyoruz. Tuğrul’un her zamanki gibi tercihi bir türlü insanların nasıl sevdiğini anlayamadığım Spritz oluyor, Aperol ile yapılan bu kokteyl, kalsiyum sandoz’dan hallice. Ben, Prosecco, Hande ve İpek de çayla idare ediyoruz. Ömer’in Barolo içmeye niyetlenmesi de o dakikadan itibaren o geceki içki seçimimizi belirliyor.

Da Oscar’a gitmeden önce Oscar hakkında tembihlendik. Adam ciddi bir Mussolini hayranı ve arada sırada mutfağından çıkıp etrafa küfrediyormuş. Adamın siyasi tercihinden bana ne filan diye düşünürken, dekorasyonu görünce ne ciddi bir fanatik olduğunu daha iyi anladım.Processed with VSCOcam with f2 preset

Adam faşist maşist ama bize bistecca alla Fiorentina yapar mısın dediğimizde tamam dedi, sanırım sahip olduğu Ferrariler bu sayede olmuş.

Her ne kadar aperitivoları içip gelmiş olsak da şarap (önceden kararlaştırdığımız gibi Barolo, Cantine Terre del Barolo 2008), ekmek ve zeytinle ısınma turları başlıyor.

Processed with VSCOcam with g3 preset

Başlangıç olarak midye söylüyoruz. Avrupa’ya gittiğimizde menüde varsa fiks zaten, gayet sağlıklı ve cıvasız ortamlarda yetiştirildiği için mutlaka söylüyoruz.

Processed with VSCOcam with g3 preset

İçimizdeki midye caavarının İpek olduğunu öğreniyoruz böylece. Bir anda sesi kesiliyor ve midyelere odaklanıyor. Bir daha ondan şu tabak bittikten sonra haber alabiliyoruz. Midyeler çok iyiydi tamam ama sosu efsaneydi. Ekmekleri şamandıra yapıyoruz, bundan sonra geleceklerden habersiz bir şekilde.

Pastasıyla ünlü olduğu için hepimiz makarna takılıp sonrasında bistecca ile cila yaparız diye kararlaştırıyoruz.

Sabuncular Gnocchi alla Oscar ve fettuccine all’astice arasında kalıyorlar. Önden paylaşmak için bir gnocchi ve sonra da birer tane ıstakozlu fettucine sipariş veriyorlar. Bu detayı neden verdiğimizi az sonra göreceksiniz.

Ben de penne alla Oscar’ı, ”penne alla Bettola”ya benzer umuduyla seçiyorum.

Tabaklar geldiğinde küçük (!) bir şok yaşıyoruz çünkü sanki devler için hazırlanmış! Primi, secondi filan yemeyi düşünüyorsanız baya cesursunuz demek! Biz bir de neler söyledik!

Processed with VSCOcam with c1 preset

Hepimiz şöyle bir yutkunuyoruz. Sinan ve Hande bir gnocchiye bir de fettucineye bakıyorlar. O andan itibaren hepimiz susup yemeye başlıyoruz.

IMG_0019

 

Penne alla Oscar’a gelecek olursak, Bettola’nınkinden biraz daha farklı, daha yoğun ve ağır olmasına rağmen, viskili sosu pek lezzetli. Zaten yanlış hatırlamıyorsam Bettola’nınki vodkalıydı. Parmezanının daha az olmasını tercih ederdim ama onun dışında (porsiyonun büyüklüğünü saymazsak) çok iyiydi. Hatta şu anda olsa baya mutlu olurdum =)

Processed with VSCOcam with f2 preset

Hande ve Sinan’ın mini ıstakozlu makarnası da adeta bir sanat eseriydi.

Processed with VSCOcam with f2 preset

 

Neyseki hepsini bitirmek gibi bir iddiamız yok, nefes alamayacak raddeye gelene kadar yiyelim yeter. Tabaklar toplandıktan sonra unuttuğumuz küçük bir ayrıntıyı Oscar getirip önümüze koyuyor; BISTECCA!!

Processed with VSCOcam with m3 preset

Yeni gelen servislerle akşam yemeğimizde temiz bir sayfa açıyoruz.

Processed with VSCOcam with m5 preset

Et diye tutturan Tuğrul’a güvenim tam, kendi payıma düşen et için pek endişelenmiyorum. Kesme konusunu da ona bırakıyoruz ve derin bir nefes alıyoruz belki biraz yer açılır diye.

Processed with VSCOcam with g3 preset

Baştan söyleyeyim et bir Floransa usülü biftek değil. Yanılmıyorsam Oscar bize dana pirzola getirdi ama bistecca alla fiorentina t-bone steakten yapılır. Daha kemikli ve daha yağlıdır, dolayısıyla lezzeti de daha fazla. Tuz ve karabiberledikten sonra mühürlenir böylece dışı hafif tuzlu ve çıtır çıtır olur. İçi de aynen bunun gibi neredeyse çiğdir.

Processed with VSCOcam with g3 preset

 

Aman neler diyorum yaa, adam midye ve makarnalarıyla bizi uçurdu ben hala etten bahsediyorum. Da Oscar’a geldiyseniz ilk tercihiniz ‘pasta’ yemek olsun. Floransa’ya giderseniz de mutlaka ‘bistecca alla fiorentina’ yersiniz. Uzatmaya lüzum yok.

Biz tam kahveyle akşamı sonlandırmaya geçmişken, bu yemek öyle değil böyle sonlanır dercesine içeri müzisyenler daldı. Restoranca coşturdular bizi! Daha ne isteyebiliriz ki =)