Takip Et:

Volarrree ooo, Cantareee ooo

Onceki postumda meger amma abartmisim, aileyle seyahat diye. Bakiniz! Pek bir desarj olma istegi de cikmadi ortaya ki 10 gun sonra yazimi yazabiliyorum.

Aslinda eger havalar kotu (Istanbul’daki kadar degil allahtan) olmasaydi Rodos’a gidecektik ve muhtemelen yazacak daha cok konu cikacakti bana, dolayisiyla da bu kadar beklemem gerekmeyecekti.

Zararin neresinden donulse kardir diyor ve seyahatimize geciyoruz..

Mavi yolculugumuzda 3 farkli koyda konaklama firsati edindik. Ilk olarak buralardan bahsedeyim, belki yolunuz duserse ugrarsiniz.

Numero uno!

Manastir veya Mezar koyu, ben Manastir’i daha cok begendim onu kullanacagim.

Bu koyda kucuk bir iskele ve restoran da bulabilirsiniz, ancak bize teknemizde yemekler daha cekici geldigi icin gitmedik.

Bulundugumuz konum itibariyle gunesle erken vedalassak da kecilerin oglen 1 sularinda oradaki kucuk kaynaktan su icmek icin gelmeleri bizi bir hayli oyaladi. Ilk kez keciler uzerine 1 saat sohbet edilebilecegini gormus oldum.

Buradan sonra istikamet Binlik, Camlik ya da gavurlara gore 22 Fathom (Fathom bir uzunluk olcusuymus, 1 fathom 1.8288 metre yapiyormus bu durumda 40 metre derinligi olan bir koy oldugu sonucuna varabiliriz) koyuymus. Buraya gelisimiz Badem’in ya da bir kaplumbaganin bizi selamlamasiyla renkleniyor. Cok fazla suyun uzerinde kalmadigi icin ne oldugunu tam olarak anlayamadik.

Oldukca korunakli bir koy, sekli itibariyle kucuk bir golu andiriyordu hatta.

Koyun bir noktasinda da teknede gozleme ve yemek yapanlar vardi. Daha once birkac kere oldukca betonarme bir bina dikip neyseki her seferinde yikilinca kiyi guvenligi tarafindan cozumu bir tekne kondurmakta bulmuslar. Firinlari, jeneratorleri hep kucuk sandallarin uzerinde, herhalde biri teftise geldiginde hemen suya saliyorlar.

Bayragiyla Turkiye’den once AB’ye giren Amigo’nun bir de teknelere servis yapan motoru var. Bu sayede sicak ekmekler ve gozlemeler yeme firsati bulduk.

Biz peynirli ve otlusunu denedik, oldukca lezizdi. Hafif aci yapmislar, lor peyniri sogan, biber, maydanoz, dereotu ve sanirsak hardal otu koymuslar, cok da ince acilmisti,

Amigo’nun marifetleri bu kadarla da sinirli degil. Kucuk iskelesine rezervasyonla tekne aliyor. Biz pek bos kaldigini gormedik. Balik, salata, patates gibi cok da teferruatli olmayan yemekler yapiyorlarmis. Mudavimleri bile varmis..

Amigo’yu isletenler yaz-kis orada kaliyorlarmis. Tanidiklarinin zeytinligi varmis orada, onlarla ilgileniyorlarmis ve hatta kendi zeytinyaglarini bile yapiyorlarmis. Cadir gibi birsey kurmuslar kendilerine, 2 tane sevimli kedileri, kopekleri ve bir de hamile oldugundan tilkiler goturmesin diye bagladiklari kecileri vardi. Yazin hadi neyse de kisin insan orda napar diye dusunmeden edemiyorum.

Orasiyla iliskimizi ekmek-gozleme’yle sinirli tutup baligimizi dolasip balik satan balikcilardan almayi tercih ediyoruz.

Oldukca derli toplu ve temiz bir balikciydi. Sagolsun hangi koya gittiysek bizi buldu. En son teknenin artik Rodos’a gidecegini duyunca baya bi uzuldu ama orda da bulur gibi geliyor bana..

Son koyumuz da Domuz Adasi’nin arkasinda kalan Panco Koyu.

Bu koy da oldukca ruzgarli olan havada (4-6 beaufort arasi) bizi guzelcene korudu. Yer yer kumluk olan deniziyle de beni benden aldi. Ama pek atraksiyonlu bir koy degildi. Yani ne keci, ne Amigo gibi bir restoran. Bu da bizim etrafimizdaki teknelere sarmamiza sebep oldu, dedikodu babinda..

Bu postumda tatilin denizden olan kismindan bahsedeyim dedim, hava bozunca boat trip hafiften road trip’e donustu, o da bi dahaki posta..