Takip Et:

Venüs’ten Jash’a

Astrolojiye inanır mısınız?

Ben inanmam.

Ya da şöyle söyleyeyim, small talk süjesi olarak gerekliliğine inanırım, ancak insanlar üzerinde gercekten de etkisi olduğuna inanmam. Yoksa diğer koç burcu arkadaşlarımdan bu kadar farklı olmamam gerekiyordu değil mi?

Gerçi bu aralar yakından takip ettiğim bir astrolojik olay var o da Venüs’ün gerilemesi.

Hayatımdaki askıya alınmışlığı ona bağlamak sanırsam daha çok işime geliyor. Gerçi askıya alınan sanki ben değilim de benimle direk olarak alakası olan herşey. Bu sebeple ben de bir şeyi askıya alayım dedim ve upuuuzuunn bir süredir yeni bir post giremedim.

Halbuki bu arada yemeyi, içmeyi pek de ihmal etmedik.

Geçen yazımda da bahsettiğim gibi Jash (0212 244 30 42) denen Cihangir’deki sevimli lokantadan bahsetmek istiyorum artık çünkü paylaşmadıkça haberi olmayanları mahrum bırakacağım gibi geliyor..

Cihangir Caddesi’ndeki bu sevimli yer ağırlıklı olarak Ermeni yemeklerine yer vermiş mönüsünde. Ancak ne güzel ki sadece bununla sınırlandırmayıp değişik yörelere ait yemekleri de koymuşlar. Üstelik bizim yediklerimiz de çok lezzetliydi.

Karışık meze tabağıyla başladık.

Midye dolma, yaprak dolması, topik, patlıcan salatası, çerkes tavuğu…

Hepsi de bu kadar mı lezzetli olur, tek problem çerkes tavuğunun çok tuzlu olmasıydı. Ama bunun o günlük bir kaza olduğunu umut ediyoruz.

Bunun yanında yayamın patates mücveri..

Lezzeti gerçekten de çok iyiydi. Zannediyorum patatese peynirle tat katmışlar. Hafif tuzluluk bunda da vardı ancak bu çok da rahatsız edici değil de içkinize yönelmenizi sağlayıcı bir tuzluluktu. Yağ emmemişti ve çıtır çıtırdı. Aklınızda bulunsun giderseniz mutlaka ama mutlaka bu patates mücverinden söyleyin.

Bir de ciğer söyledik. Ne yazıkki bu konuda bir yorum yapamayacağım çünkü fanı sayılmam. Arkadaşlarım beğendiklerini söyledi, ben yalnızca size bunu iletebiliyorum.

Ana yemeklere geçilecek olursa spesiyaliteleri beğendili kuzu tandır. Tattığınızda bunun sebebini gayet iyi anlıyorsunuz.

Et yumuşacık ve yağ topu değil, beğendi ise patlıcanlar öldürülmeden tadını alarak yiyebileceğiniz lezzetlilikte. Yiyin.. Mutlaka yine..

Yoğurtlu kebap parmak yalatmada tandır kadar başarılı olamıyor. Pek fazla bir numarası yok, eti lezzetli ancak altındalı ekmekler biraz fazlaca konulmuş yemeğin sonunda hamura dönüşmeleri kaçınılmaz.

Son ana yemeğimiz sezonluk o sebeple yazıp yazmamak arasında kaldım. Bir dahaki palamut mevsiminde giderseniz aklınızda bulunsun Jash palamutları çok güzel yapıyor!

Izgara olan balıklar kurutulmadan başarılı bir şekilde pişirilmiş, pul kırmızı biberler neyseki balığa deymeden sadece tabak süsü olarak kalmış. Yanında da kırmızı soğanı olduktan sonra daha ne isteyebilirsiniz ki? (Bu arada o limonun orada fazlalık olduğunu düşünenlerden olduğumu belirtmeden de geçemeyeceğim)

Ortaya tek bir tatlı söyleyelim dedik bunca yemeğin üstüne. Dondurmalı profiterol ve irmik tatlısı arasında kararsız kaldıktan sonra…

…çok doğru bir karar verdik. Yediğim en güzel dondurmalı irmil tatlısıydı diyebilirim. Genellikle gereğinden fazla tatlı olurken bu sefer tam kıvamındaydı. Badem ve çamfıstığı da bol tutulmuştu. Tadı damağımda kaldı ve sırf bu irmik için bile gidebilirim. Aslında bu restorancılara bir taktik olabilir. 5 kişilik masa 1 tatlı sipariş eder, tadı damaklarında kaldığı için de bir kaç güne kalmaz yine gelirler restorana. Garantisi yok ama etkili olabilir  😛

Kapanış için türk kahvesi ve yanında ev yapımı vişne likörü farz oldu. Siparişlerimiz geldiğinde ufak bir hayalkırıklığı, türk kahvesi espresso fincanında aynı keyif verici etkiyi yaratmıyor. Umarım değiştirirler, zaten ayrıca bu kadar özenli bir restorana pek de yakışmamıştı.

Özenli derken kastetmek istediğim dekoru, garsonlarının konularına hakim olması ve size eşlik eden akordeonla birlikte o kadar güzel bir ambiyans var ki kendilerine aslında çok da iyilik yapmıyorlar. Beklentiler o kadar yükseliyor ki siz kahve fincanına takılabiliyorsunuz. O sebeple geçelim..

Öncelikle akordeondan mı bahsetsem yoksa vişne liköründen mi bilemedim.

Edward Aris isimli beyefendi gece boyunca akordeonuyla nostaljik parçalar çalarak, isteklerimizi de alarak keyfimize keyif kattı. Mekanda cdleri de bulunmakta, dilerseniz satın alabiliyorsunuz. “La Vie en Rose”dan “Deniz ve Mehtap”a kadar oldukça geniş bir repertuarı var. Çok da sempatik ayrıca, masalara gelip sohbet de edip sizin de müziğe dahil olmanızı sağlıyor. Sadece bir süre sonra akordeon zorlayabiliyor, özellikle çok yakınınızda çalınıyorsa. Bir etkinlik olduğundan üst kata çıkmadığı için çaldığı süre boyunca hep alt kattaydı ve masamızdan uzaklaştığında rahat bir nefes alır hale gelmiştik. O sebeple daha az yoğun olduğunda muhtemelen keyif kat sayısı daha yüksek oluyordur.

Gelelim gecemizin assolisti olan vişne likörüne! Gerçekten çok güzel hazırlanmıştı. İçine hafif tarçın da koymuşlar, çok da yakışmış. O kadar hoşuma gitti ki satıp satmadıklarını sordum. Garson ilk bi şaşırdı (demekki satmıyorlarmış) ama çabuk toparlandı ve kestane su şişesini likörle doldurup geldi. Fiyatı biraz pahali gibi geldi, biz 75 cl’ine 100 tl ödedik. Özel bir ürün olduğu için çok fazla üzerinde durmadık.

Ermenice “aş” anlamına gelen Jash bizi çok memnun etti. Hem çok lezzetli yemekler yedik hem de çok keyifli bir atmosferde yer aldık. Size tavsiyem, eğer bu yazıda gördükleriniz hoşunuza gittiyse ve rezervasyon yapmayı düşünüyorsanız elinizi çabuk tutmanız. Çünkü çok açık ki Venüs bu sempatik restoran için gerilemiyor.