Takip Et:

The Look Of Love

Bir post’u yazmam için restorana gidip yemek yemem, ya da seyahat etmem yetmiyor.

İlham verecek bir an yakalamam gerekiyor. O anı yakaladıktan sonra zaten kendi kendini yazdırıyor.

1 haftadır bir restoranı yazmaya çalışıyorum, Jash diye Cihangir’de, başlık olarak da “For me, formidable” seçtim Aznavour’dan.

Ama devamı gelemedi, bir türlü. Geldi de pek bir yavandı.

Sonra ilham perimi buldum.

Bu sefer Chris Botti konserinde..

En heyecanla beklediğim konserdi, beklentilerimi de karşıladı.

Çünkü..

En çok sevdiğim parçayı çaldı, onca şarkı arasından..

Dusty Springfield, Nina Simone bu kadar iyi söylerken, bundan daha iyisi olamaz derken bir Chris Botti cd’sinde daha modern bir yorum getirilmiş “The Look Of Love“a (tıklayın, dinleyin mutlaka) rastladım. Bir de canlı canlı dinleyince.. Zaten o noktadan sonra ben koptum gittim, ama nasıl olduysa video kaydetmeyi başardım, bu seferki daha da farklıydı çünkü. Benim alıştığım, sevdiğim gibi yumuşak ve romantik değil de bu sefer; muhteşem bir gırtlağa sahip Lisa Fischer tarafından adeta bir gospel’e dönüştürülmüştü.  Bir şekilde buraya koymaya çalışacağım videoyu..

Chris Botti bu gece sanki benim için çalıştı. The Look Of Love ardından Hallelujah..

Well, maybe there’s a god above

But all i’ve ever learned from love

Was how to shoot somebody who outdrew you

It’s not a cry that you hear at night

It’s not somebody who’s seen the light

It’s a cold and it’s a broken hallelujah

Hallelujah…

Birbirinden yetenekli orkestra elemanları bir yana (hepsi sololarıyla bizi ayakta alkışlattı), Lisa Fischer, keman vitüözü Caroline Campbell ve yakından tanıdığımız Fahir Atakoğlu gibi işlerinde ustaları da çıkardı sahneye. Bir tek Fahir Atakoğlu konser biletinde ismi geçecek bir performans sergilemedi. Yanlış hatırlamıyorsam bir tek “My Funny Valentine“..

My funny valentine

Sweet, comic valentine

You make me smile with my heart..

Konser çıkışı karmaşasında aptala dönmek hatta neye uğradığını şaşırmak, yağmur altında sırılsıklam olmak, bir türlü taksi bulamamak bile bu duygularımı değiştirmeye yetmedi. Klişe bir terim ama bu sene bir kez daha muhteşem bir müzik ziyafeti yaşadım. Şanslı mıyım neyim, önce Diane Schuur şimdi de Chris Botti (ve the look of love =))..

Şimdi bu yazının üzerine yemek yazılır mı?

Bence yazılmaz, konserin gölgesinde kalacak yazık olacak. Öyle bir şeyden bahsetmeliyim ki rol çalma olmamalı, bu konserden aşağı kalmamalı..

So..

Konser dedik başka ne dedik?

Yağmur!

İstanbul’a yakışmıyor yağmur.

Trafik, çamur, sel ve sinir getiriyor.

Peki nereye yakışıyor?

Londra’ya!

Hatta öyle bir bütünleşmişler ki Londra dediğinizde aklınıza ilk gelen şeylerden biri yağmur oluyor.

Peki ya Big Ben, Wetsminster  Abbey, London Eye, telephone booth??

Benim aklıma ne geliyor?

Mind The Gap. SW3. Harrod’s Food Court. Covent Garden. Oyster. Greenwich.

Oxford Circus. Topshop. Ten ten tei sushi.

Pret a Manger.

Guinness. Chelsea FC. Sainsbury. Haagen Dazs.

Westbourne Groove. Portobello Road. God Of Carnage. Phantom of the Opera.

Leicester Square. Kings Road. Sloane Avenue.

Tom’s Kitchen.

Stella Artois. Salt&Vinegar Chips.

Fish&Chips.

Tesco.

Gordon Ramsay.

Haozhan. Gerrard Street. China Town.

Walton Street. Tartine.

Tate Britain.

Nell Gwynn House.

Chelsea Flower Show.

Warwick Avenue.

Gaucho.

Duffy.

424

 

That’s my London baby =)

And i’m not Yılmaz Özdil.

(Yazının sonuna bakıp karıştırırsınız diye hatırlatayım: Je suis Serrafoodie. Bugün Huşper’le Özdil üzerine konuşunca bir esinlenme yaşayıverdim, idare edin ;))

Yağmurun duracağı yok. Londra’da olsa küçük bir mola almıştı bile.

Biz konserimize dönebiliriz o halde.

Good Morning Heartache

Sit down.