Takip Et:

Sunday Morning

Sunday morning rain is falling

Steal some covers share some skin

Soğuk bir pazar günü evde sıcak sıcak ne yapabileceğinizden bahsettim.

(Bakınız)

Peki ya siz çok enerjik uyanmışsanız, ne bir miskinlik emaresi ne de cumartesi akşamından size armağan bir hangovera sahip değilseniz?

O zaman belki de kendinizi dışarı atmak çok da kötü bir fikir olmayabilir.

İstikamet Beyoğlu!

Yolculuğumuza Serdar-ı Ekrem Caddesi’nden başlıyoruz. Butikleri gezdikten sonra Galata Şarküteri’de kahve ve cheesecake’e ne dersiniz?

Kahveler son derece kaliteli, cheesecake de bu kadar lezzetli olduktan sonra, pek de kötü bir fikir gibi gözükmüyor. Ancak tek seçeneğiniz cheesecake değil; omlet, muffin, quiche, şarküteri tabağı ve şarap seçeneğini de göz ardı etmeyelim.

Yürümeye devam, önce Galata Kulesi’ne karşı selam durup, ardından Tünel’e doğru çıkıyoruz. Sağda Lale Plak, uğramadan olmaz çünkü bu gezinin bir eksiği var! Ne mi o?

Fon müziği tabii ki de!

Seçim çok da zor olmuyor. Mercan Dede’nin 2007 yılında Mevlana’nın doğumunun 800. yılı onuruna çıkardığı albüm bence İstanbul’un tarihi merkezini gezerken seçilebilecek en iyi müzik. İstanbul karmaşasını içinde barındırıp da bir taraftan nasıl bu kadar dingin gelebilir bir müzik? Enstrüman, dil ve tarz farklılıkları bu kadar iyi harmanlanabilirdi. Benim favori parçalarım 800, Tutsak ve İstanbul, tıklayın ve de dinleyin, hem tanıdık isimlere de denk geleceksiniz.

Müziğimiz de tamam o zaman yeni rotamız Çukurcuma’ya doğru.

Belki yolda 1-2 kitapçıya uğranılır, bir de belki St.Antoine kilisesinde mum yakılır, dilek dilenir.

Artık Çukurcuma’ya ulaştıysak eskici/antikacıları gezebiliriz. Takılar, kıyafetler, gözlükler, resimler, biblolar, mobilyalar ve daha aklınıza gelmeyecek ne aksesuarlar var.

Hava soğuk, gezildi dolaşıldı da bence artık bir şeyler yemenin vakti geldi de geçiyor.

En yakında, en sempatik neresi var?

49 Numara, 49 cafe ya da Turnacıbaşı 49; kendileri bir adet pizzacı olmakla birlikte, aynı zamanda kahvaltısı da var, hem de taaa Bozcaada’dan gelme peynir vesaire ile.

Gelelim pizzalara..

Pizzalar birazcık daha beklesin biz peynir tabağı ve parmesanlı kıtır pizzaya göz atalım önce.

Bu ikili çok can yakar, bir de yanlarında şarap varsa eğer tadına doyum olmaz! Yalnız hepsi o kadar tuzlu ki dikkat edin şarabı fazla kaçırmayın. Şarap konusunda bir tavsiye ”desperate house wine” diye bir şarapları var bize pek de hoş gelmemişti, ancak diğer şaraplarda bi problem yoktu.

Pizzalar, çeşit çeşit, her ağız tadına uygun olanı var, üzerlerindeki malzemeler de son derece kaliteli ve lezzetli, hamuru derseniz keza öyle son derece başarılı. Fakat bir tat eksiği de mevcut, bana domates sosu ya az ya da çok tatsız gibi geldi, belki içindeki sarmısak, fesleğen oranını arttırırlarsa pizzalar daha efsane olabilirler.

Pizzaları, şarabı, parmesan kıtırlarını geçiyorum, buranın dekorasyonu o kadar sempatikki, kahve eşliğinde sokaktan geçenleri izlemek ya da kitabınızı okumak bile hoşunuza gidecektir.

Pazar gününüzü sonlandırmak ya da bir sonraki durağa geçmek için son derece keyifli bir mekan. Sıcak bir ortamda arkadaşlarınızla daha ”casual” bir yemek seçeneği arıyorsanız, tavsiye edilir.

Sıradaki yeri size bırakıyorum bu kadar da kolaya alışmayın bence!!

Amaaa bu posttaki hizmetlerim bunlarla sınırlı kalmıyor tabiki! Sizi önümüzdeki günlerde gerçekleşecek olan konserlerden haberdar etmeyi kendime borç bilirim.

İlk etkinliğimiz 4-12 Mart tarihlerinde Nublu Jazz Festivali‘ne gidiyoruzzz.

Her gün değil tabi, benim programım şimdilik 12 Mart’ta önce Laika konseri (Laika Fildişi, Fas ve İspanyol karışımı köklerini sefarad müziği ve Avrupa jazzını birleştirerek ortaya hoş bir tarz çıkarmış, sesi bana Blossom Dearie’yi andırdı) ardından Closing Jam’le kapanışı yapmak. Junip, 123, İlhan Erşahin ve Arto Tunç Boyacıyan gibi ünlü müzisyenler de festival kapsamında konser verecekler. Kaçırmayınız!

4-5 Mart tarihlerinde Mutfak Sanatları Atölyesi’nde dünyaca ünlü chef Tom Aikens’ın workshop’ı var. Londra’da yaşadığım eve 3 restoranı (Tom’s Place, Tom’s Kitchen ve Tom Aikens) da çok yakındı. O sebeple Tom’s Place’de fish&chips yeme, Tom’s Kitchen’da da kahvaltı etme fırsatı bulmuştum, hayran kalmıştım kendilerine. Her ne kadar MSA’nın önceki kurslarından memnun kalmamış olsam da Tom Aikens ismini görünce cumartesi sabahı yapacak bundan daha iyi bir program olamazdı (zaten normalde cumartesi sabah program olmaz, uyursunuz) diye düşündüm. Alıcam ‘Fish By Tom Aikens’ kitabımı ve de canlı kanlı göreceğim. İstek yapsak acaba Gordon Ramsay’i de getirirler mi?