Takip Et:

So Nice

Güne Stacey Kent ile başlamak ne kadar hoş oluyor biliyor musunuz?

Siz uykudan uyanıp-uyanmamak arasında kararsızsınız, içeriden hafif bir müzik geliyor..

Let’s you and me go away to The Ice Hotel

The Carribean’s all booked out

And that’s just as well

 Stacey Kent şakımaya devam ediyor :

I wish i could go travelling again

It feels like this summer will never end

And i’ve had such good offers from several of my friends

I wish i could go travelling again

Başka bir şarkıya geçiyoruz :

Just treat yourself

To a cinnamon pancake

Very soon you’ll forget your heartache

When you have breakfast on the morning tram

Bir anda gündeminizi değiştirebilecek bir albüm, ”Breakfast on the Morning Tram”. Bir önceki gün gittiğiniz bir balıkçıyı yazmayı düşünürken bir anda seyahat planları yaparken buluyorsunuz kendinizi.

Neyseki çok yakında bir seyahat var böylelikle hem foodie’nin konu sıkıntısı sorunsalı çözülmüş olacak hem de garip bir mevsim içerisindeki İstanbul’dan kısa süreli bir kaçış olacak.

Stacey Kent bizi havaya soktu ama biraz daha bekleyeceksiniz, hala Istanbul içinden haberler veriyorum.

Sonunda güneşin bir nebze de olsa kendini göstermesini fırsat bilip küçük bir keşif turu yapalım dedik.

Planımız Balat’ta gezip fotoğraf çekmek ardından da Cibalikapı Balıkçısı‘na gidip yemek yemekti.

Ancak canım arkadaşlarımla bir türlü organize olamadık.

 (Organize olamama durumuna kendimi katmam tamamiyle kibarlığımdandır, Öykü ve Hakan’cım okursanız diye belirteyim dedim)

Neyse fotoğraf yokluğundan da anlayacağınız üzere biz direk yemek faslına geçebildik.

Kadir Has Üniversitesi’nin hemen yanında bulunan Cibalikapı Balıkçısı’na gittik.

 Nereden aklımın bir köşesine yazmışım hiç bilmiyorum ama her Balat tarafına gittiğimde bu balıkçıya gitmeyi düşünürdüm.

Test edip de onayladıktan sonra bu kadar geç kaldığım için oldukça üzüldüm.

Bu kadar çok benzerlerinin olduğu şehirde bir balıkçı açacaksanız mutlaka bir farklılık koymanız gerekiyor ki tercih edilesiniz.

Bol miktarda yabancının da bulunduğu kalabalık müşteri kitlesini görünce ‘birşeyler var herhalde’ diyorsunuz.

O birşeylerin dekorda olmadığı kesin, sempatik ama sıradan bir balıkçı dekoru, tavandan sarkan ağlar, eski fotoğraflar duvarda..

Heyecanla meze tepsisini beklemeye başlıyorsunuz.

Hayalkırıklığına da uğramıyorsunuz.

 Önce ”all time classic” mezeler.

Fava, patlıcan salatası, deniz börülcesi ve de söğüş karides.

Fava benim için değişik bir mezedir, anladığım kadarıyla Öykü de aynı hissiyat içerisinde. Sevip sevmediğimi tam anlamış değilim, mesela buranın favasına bayıldım, Suna’nın Yeri’ninkini de severim ama bizim evdekini hiç sevmiyorum. Sanırsam bakladan kaynaklanan hafif bir acılık, keskin bir tat olduğunda pek de hoşuma gitmiyor. Buradaki son derece kıvamında yumuşacıktı.

Söğüş karidesler çok iyi pişirilmiş, kütür kütür ve belliki taze ve çok güzel bir zeytinyağında, közlenmiş patlıcan ve zeytinyağı da çok lezzetli bir ikili olmuş. Ancak deniz börülcesi pek beğenilmedi. Hem biraz az pişmişti hem de çok tatsızdı, zeytinyağı, sarmısak vesaireye ihtiyaç duyuluyordu.

Salata canlı renkleriyle bir tablo gibi değil mi?

Genelde dura dura yavşamış yeşilliklerle karşılaştığımız için, yemeye başlamadan önce şöyle bir izliyoruz.

Arkada gözüken soğan dilimlerinin üzerinde ise lakerda vardı ancak yemek heyecanı içerisinde takdir edersiniz ki bazen fotoğraf çekmeyi unutuyorum. ‘All time classic’de lezzetli mezelerin arasına koyabiliriz onu da.

Alışılmışları geçip ilk olarak burada rastladıklarımıza geçebiliriz diye düşünüyorum.

Solda gördüğünüz ‘girit ezmesi’ diye geçiyor. İçinde neler olduğunu anlamak için bir hayli uğraştım. Pek de başarılı olamadım ne yazıkki, sanki ceviz, antep fıstığı ve muhtemelen beyaz peynirle birlikte çeşitli otlar vardı. Son derece lezzetli ve mutlaka denenmesi gerekir, görüntü pestoyu andırsa da ağıza pek fesleğen tadı gelmiyordu. Belki kekik?

Sağ taraftaki ise 17 (veya 18di tam hatırlamıyorum, artık aradaki 100 yıllık farkı hoşgöreceksiniz). yüzyıldan kalma bir tarif, 18 farklı (ya da 17, şu anda fark ettimki tüm rakamlar birbirine girmiş, sanırsam doğrusu 18. yüzyıl tarifi 17 farklı baharatla) baharatın kullanılmasıyla marine edilmiş levrekte kuş üzümü ve dolmalık fıstıkların varlığını da görüyorsunuz. Hafif bir tarçın tadıyla ekşilik var sosunda, garsonumuzun tavsiyesi üzerine sosuna ekmeğimizi de bandık ve de bayıldık.

Keyfimiz yerinde, soğuklardan çok memnunuz, sıra sıcakları söylemeye geldi.

Ancak önce kritik bir karar vermemiz lazım.

Sıcaklara mı abanacağız yoksa ana yemeğe de yer ayıracak mıyız.

Bu noktada dışardan bir yardım geliyor.

Aykut facebook üzerinden bir comment yaparak burasının ahtapot ızgarası ve kalamar kızartmasının efsane olduğunu söylüyor.

Biz yanına ekstra olarak bir başka spesiyalite olan midyeden de söylüyoruz.

Bütün olarak kızartılmış kalamar 2. porsiyonu da söylettirecek cinsten çıktı. Halka kesimin aksine bütün olarak kızartılmış olması donuk olarak satılan oldukça kötü kalite hazır halkalar ya da sadece tüp kalamar olarak yine donuk olanlardan olmadığının göstergesi, zaten tattıktan sonra da çok da sanayi tipi olmadığını anlıyorsunuz. Kalamardaki hafif limon tadı da ayrıca çok yakışmış, artık panesine mi kondu, limon suyuna mı bulandı bilmiyorum ama kesinlikle çok iyi olmuş! İyicene kızarmış, hatta hafif çıtır çıtır olmuş bacaklar da ayrıca güzeldi.

İşte benim hiçbir balıkçıda baby ahtapot bulamamamın sebebi!!

Sanıyorumki hepsi Cibalikapı Balıkçısı’na gönderiliyor. Restoranda çalışırken de mönümüzde mevcuttu, bulmak çok da kolay olmuyordu, balıkçılara bir hayli dil dökmek gerekiyordu. Baby ahtapotlar da 500 gramdan fazla olmamak kaydıyla kabul ediliyordu. Hafiften bir vahşet var, farkındayım ama ekosistemi bahane ederek yırtabilir miyim bu durumdan bilmiyorum.

 Çünkü lezzetli ama napalım desem peta filan saldıracak gibi geliyor.

Neyse blogumda kimseden korkum yok! Muhtemelen zeytinyağı ve kekikte marine edildikten sonra ızgara edilen ahtapotlar gerçekten çok lezzetliydi, genel olarak fazla löp et olmamasından dolayı hafif kıtır kıvamda iyice pişmesi, vantuzların da buna çok iyi uyum sağlaması daha da güzelleştirmiş. Neredeyse Symi’deki Manos halt etmiş filan diyeceğiz yani.

Peynir, kabak ve dereotu-maydanozla hazırlanan karışımın üzerine yerleştirilip muhtemelen kızartıldığı midyeler bizimkilere biraz ağır geldi, limonu koymalarının sebebi de buydu diye düşünüyorum, sıkıp biraz hafifletmemiz gerekiyordu ama ben şu anda resme bakınca fark ettim limonu. Tat olarak gayet iyiydi, peynir fazla baskındı (parmesan olabilir mi?) diyebilirim hatta, zar zor kabak tadı alıyorsunuz, midye de yedim miydi acaba diye şimdi bi düşündüm açıkçası. Sanki midyenin rolü çalınmış?!

Bu noktadan itibaren balık yiyecek halimizin kalmadığına kanaat getiriyoruz, peki ya tatlı?

Burada da garsondan ne tatlı olduğunu duyalım ona göre karar veririz diyoruz.

Alışılmışın dışında yaptıkları tahin helvası ve enginar tatlısı diyince hemen bizi yakalamayı başarıyor!

Üzerinde dondurma ve de fıstığıyla hakikaten alışılmışın dışında geliyor. Ancak ben oldum olası hep pek fazla tatlı bulurum tahin helvasını, dondurmaya rağmen yine pek bir tatlıydı. Bir de enginar tatlısı gelince dikkatler oraya kaydı tabi.

 Karamelize edilmis enginar, badem ezmesi ve irmikli içi yanında dondurma ve de böğürtlen sorbe. Sebze yemeklerini zaten çok sevdiğim enginarın kılık değiştirerek bir tatlıya dönüşmesi oldukça hoşuma gitti, enginar kalbi oldukça sert bir şekilde neredeyse pişmemiş bile diyebilirsiniz ki böyle olması çok iyi olmuş, bu sayede şeker içine işlememiş, enginarın zaten tatlıdan çok uzak olmayan tadı sosla desteklenir olmuş. Enginar tatlısı deyince püre haline getirilmiş birşey gelecek diye bir hayli korkmuştum. Bu haliyle oldukça özgün ve de lezzetli, sadece mevsiminde bulabileceğiniz bu tatlıyı denemeden geçmeyin.

Böyle bir yemeğin sonunda kahve olmazsa olmaz haline geliyor.

Yanında likörle gelmesi ayrıca hoşumuza gidiyor.

Uzun zaman sonra yine foodieleme fırsatı bulduk ve öncesindeki organizasyon bozukluğumuza rağmen yüzümüze gülücük kondurmayı başardı. Cibalikapı Balıkçısı’nı çok beğendim ve tavsiye edilecek balıkçılar listemde kesinlikle yer alacak. Fiyat-performans açısından ele alınca yemeklerin kalitesiyle birlikte farklı mezeleri deneme fırsatı beni tatmin ettiğinden fiyatı rahatsız etmese de açıkçası çok da ucuz bir balıkçı değil aklınızda bulunsun. Zaten internet sitesinde fiyatlara ulaşabilirsiniz, size fikir vermesi açısından ana yemek yemedik ancak bir büyük rakı vardı, adambaşı 90tl verdik.

Yazıma Stacey Kent’le başladığıma göre yine onunla bitirmem farz oldu. Bebel Gilberto’dan dinlemeye alışık olduğumuz ”So Nice”ı çok güzel bir şekilde yorumlamış. Her ne kadar yaz henüz gelmemiş olsa da ”Summer Samba” diye de bilinen bu şarkıyı bir mevsime adasam çok da acayip olmaz herhalde, ‘yaz’ı seviyorum, yapacak bir şey yok..

Oh yeah

That would be so nice

I could see you and me

That would be nice

PS: Ayrıca konseri sonrası yazdığım yazıda Stacey Kent’i pek de sallamamış olmam da takdire şayan doğrusu! Doğru zaman bu yazıyaymış demekki. Daha doğrusu kadıncağızın kısmetinde rakı sofrasına meze olmak varmış!