Takip Et:

Smiley Faces

Bu sene Melo’yla Urla’ya doyamadık.

Her tatilde yolunu tuttuk, sezon sona ermiş olsa da..

Çünkü foodie sezon kapamaz. Foodie never sleeps.

Ancak haliyle yazacak yerler azalıyor. Aralardan bir yerlerden bulup çıkarmak gerekiyor.

Biz değişik bir yere gitme arzusuyla turlarken karşımıza çıkan Topçu’ya gitmezsek olmazdı.

Urla’daki şubesi Haziran ayında açılan Topçu, et restoranı. Eğer İzmir’de balık yemekten sıkılırsanız göz önünde bulundurabileceğiniz bir seçenek.

Alkol satılmıyor ve 24 saat açık. Sakin bir kasaba olan Urla’da 24 saat açık olmaları ne kadar işe yarar diye düşünmüyor değil insan.

Gelelim yemeklere, alkol olmadığı için mezelere pek bulaşmıyoruz ve direk damardan giriyoruz karışık et seçeneğiyle.

Çöp şiş, kuzu şiş, pirzola, köfte ve tavuk şiş.

Süper gözükmüyor mu?

Gözüküyor.

Tat?

Fena değil.

Yani öyle et insanı değilimdir ama iyisini severim. Bu da çok muhteşem değil. Çöp şiş fazla yağlı ve soğuk, kuzu da sertti. Ama bizim gibi aç insanları doyurmada çok etkili oldu, öncelikle de gözümüzü doyurdu. Sunumla kalbimizi çaldılar.

Topçu’da bir başka hoşumuza giden de, mekanın farklı bölümlerine konan ekranlardan oraya gelmiş olan ünlüleri devamlı gösteriyorlar. Hem de 1957’den beri gelen.

Bizi baya eğlendirdi, hoş bir ambiyans yaratmasa da çeşitli geyiklere gark etmemizi sağladı.

Asıl hoşumuza giden olay tatlı tepsisi oldu. Mezelere yapıldığı gibi hazırlamışlar ve onlarca çeşit tatlı vardı. Hepsi de oldukça lezzetli gözüküyordu. Biz kemalpaşa tatlısını seçtik ve onayladık =)

İlk yemek maceramız planlanmadan, çat kapı gidilen bir yer olunca bizi gayet mutlu ediyor. Gerçi bu tatilimizin pek foodie amacı da yok zaten, en büyük hedefimiz miskinlik.

Bu doğrultuda başkalarının rüzgarına kapılıyoruz. Yok öyle bir yer tespit et, rezervasyon yaptır filan. Mesela gittik Alaçatı’ya, dedik mutlaka İzmirliler 29 Ekim’de bir atraksiyona girmiştir. Şöyle bir olay vardı, aslında oldukça ilginç ancak kıyıdan takip etmek mümkün değildi balık tutma yarışmasındaki insanları.

O sebeple Alaçatı sefamız buz gibi olan havanın da yüzünden oldukça kısa oluyor. Donmadan yuvamıza dönüyoruz.

Ertesi gün havalar da daha bir iyi, Foça’ya kaçıyoruz.

Yol boyunca sayıkladığım şey iseee..

..dondurma!!

Şirin Ege sahil kasabasının şirin mi şirin dondurmacısı.

Yine yemekten önce tatlı yedim, ama kapanması riskini göze alamazdım. Şeker oranı oldukça düşük tutulan, tamamen doğal malzemelerle yapılan dondurmalar gerçekten de çok lezzetli.

Benim tercihim krokan ve sakızlı (en iyisi) dondurma oldu.

Tatlımızı da yediğimize göre Doruk’un bizim için ayarladığı Fokai Balık Restoranına doğru yol alabiliriz (söylediğim gibi biz birşey yapmıyoruz, rüzgarlara kapılıyoruz).

Diğer balıkçılardan farklı bir noktada, daha içerlek bir yerde ancak sempatik ortamından pek birşey kaybettirmemiş denize uzak olması.

Masamıza kurulup mezelerimizi bekliyoruz.

Midye dolma oldukça başarılı. Kimileri gibi çok baharatlı (özellikle karabiber) değil, böylece boğazınız yanmadan tadına vararak yiyebiliyorsunuz.

Saat yönünde sıralayacak olursak ahtapot salatasından başlamak istiyorum. Görüntü çok iyi, ahtapot yumuşak, ya da lif lif diyelim daha doğru olur. Ancak tat olarak çok eksiği var. Bana oldukça tatsız tuzsuz geldi. Belki daha yoğun bir zeytinyağı ve biraz kekikle daha lezzetli olabilirdi.

Favaya gelecek olursak ahtapot ne kadar tatsızsa fava o kadar yoğun acımtrak bir tada sahip. Sanki bakla tadı pek bir yoğundu.

Közde patlıcan ise aralarında en başarılı olanı, ancak zeytinyağını pek beğenmedim, başka bir yağ bu mezelerin çok daha lezzetli olmasını sağlayabilirmiş.

Gelelim gecenin yıldızına.

Kalamar tava muhteşemdi. Hafif kalıncana kesildiğinden kurutmadan, yumuşacık pişmiş. Taze olduğundan herhalde inanılmaz lezzetliydi, bi de İstanbul’da donukları yemeğe alışmış bünyelerimize o kadar iyi geldi ki 2.yi sipariş etmek farz oldu.

Balık olarak benim en sevdiğim balıklardan biri olan barbunya tava (ben ızgarasını daha çok seviyorum) ve levrek ızgara söyledik.

Barbun gelince öyle bir dalmışım ki levreğin fotoğrafını çekmeyi atlamışım. İkisi de oldukça lezzetliydi ve çok güzel pişmişlerdi. Levrek kurutulmamış ve sulu, oldukça büyük olduğu için çiğ de kalmamıştı. Tam anlamıyla perfetto yani. Bu arada Foça’nın ”gopez” diye bir balığı var. Ondan denemek istemiştim ancak daha vakti gelmediğinden yiyemedik. Küçük ve çok kılçıklı bir balık olduğundan muhtemelen pek beğenmezdim ama neyse artık başka zamana..

Bu kadar balığın üzerine fırında tahin helvasından daha iyi ne gidebilir ki?

Niente!

Bence yüzümüzdeki gülümseme ne kadar keyifli bir yemek olduğunu göstermede bu yazılardan çok daha etkili oluyor.

Foça’ya gittiğinizde balıkçıları görünce zaten emin olduğunuz birşey var taze balık yiyeceksiniz, bir de iyi pişirilmiş olunca güzel mezelerle de birleşince yüzlere gülücük konduruyor işte.

You need something warm to embrace

To help you put on a smiling face

Hey, put on a smiling face

Gecenin bu saatinde yazınca da lüzumsuzca insanın canı çekiyor. Neyse şu anda benim odaklanmam gereken başka şeyler var. Bir parti düzenlemem lazım, house warming party. Konseptimiz siyah-kırmızı, tavsiyeniz var mı?