Takip Et:

Serrafoodie Sightseeing – Antalya

Nisanın aksine mayıs ayının bana pek kibar davrandığını söyleyemeyeceğim.

Nedense İstanbul’u bundan sorumlu tuttum ve durmadan bir uzaklaşsam şu şehirden diyip durdum.

Bir şeyi çok söyleyince oluyormuş klişesi en nihayetinde benim de başıma geldi.

Bu sayede ben de mayıs buhranını üzerimden atabildim.

Londra seyahatim (son yazısını halen yazmış değilim ancak gelecek, biraz sabır sadece) sonrası biraz daha Türkiye sınırları içerisinde takıldım, ilk olarak Bodrum’a gittim, ardından da Antalya, ki ilk olarak da orayı yazacağım sıcağı sıcağına. Blogum boşlanmış hissiyatına girmiş olabilir, ama ne yapayım seyahat arasında İstanbul çok yoğun geçti, röportaj, yazı, ıvır zıvır derken.

Hele bir de temmuz başı herkeslerden sır gibi sakladığım, hatta onun yüzünden bilet aldığım hiçbir konsere gidemeyeceğim efsane aktivitem var, ipuçlarına ilerleyen günlerde erişeceksiniz ya da erişmeyeceksiniz de direk söyleyeceğim, henüz karar aşamasındayım.

Uzun lafın kısası, geçtiğimiz hafta Antalya’daydım, gidiş amacım ise 18.Aspendos Opera ve Bale Festivaliydi. Opera sözkonusu olduğunda tabiiki Mert ve Zeynep de olayın içindeydiler, sağolsun yine beni çok güzel ağırladılar.

Londra’dan Antalya alakası kurmak pek kolay değil, hemen açıklayayım; Mert Antalyalı, daha doğrusu Finikeli.

Antalyalı demememin sebebi ise orada geçirdiğimiz 3 günden sonra anladık ki Zeyneple ikimiz ne kadar Antalyalıysak Mert de o kadarmış. Resmen bizimle birlikte gezdi, gördü, öğrendi.

Antalya’ya özel küçük bir değişiklik!

Blogda da şimdi uzun uzun anlatmalı değil bol resimli bir tur yaptıracağım size.

Ufak açıklamalar koyacağım sadece.

Bakalım hoşunuza gidecek mi?

7 Mehmet

Antalya’nın en meşhuru olan 7 Mehmet’e kesinlikle uğramadan geçmeyin. Meze, balık, et ne isterseniz en lezzetlisinden sunuyorlar. Tahinli ve bol tuzlu Antalya mezesi Hibeş, biz gittiğimizde Babalar Günü yoğunluğundan dolayı kalmamış olan ‘oğlak tandır’ (Vedat Milor anlata anlata bitirememişti programında o sebeple yazıyorum) ve iç pilav mutlaka denenmesi gerekenler.

Kaleiçini gezmeyi unutmayın.

Antalya’nın yüksek binaları sizi yorduysa Kaleiçi tarihi dokusuyla çok iyi gelecektir.

Acıkmaya başladığınızda Tuvana Hotel’in hemen altındaki Seraser Restaurant‘ta fine-dining sevenlerdenseniz şık dekorasyonunun sağladığı ambiyansla birlikte keyifli dakikalar geçirebilirsiniz. (tam broşür cümlesi oldu!)

Fine-dining ibaresini görmek açıkçası beni biraz geriyor çünkü daha eleştirel yaklaşıyorum restoranlara ve mesleki deformasyonum tavan yapıyor, görmezden gelmek zor oluyor. O sebeple Türkiye’de fine-dining’e oldukça mesafeli yaklaşıyorum. Seraser de fine-dining çabasında bir restoran, gerek ambiyansı gerek de yemeklerin sunumu olarak bu amaçlarına oldukça yaklaştıklarını söyleyebilirim.

Seyahatin asıl yıldızı ve hatta sebebi başta söylediğim gibi Aspendos’taki Zubin Mehta yönetimindeki Viyana Filarmoni konseriydi.

M.S. 2. yüzyılda inşa edilmiş bu görkemli amfitiyatro iyiki böyle iyi bir kondisyonda korunmuşki bize inanılmaz bir ambiyans sundu.

Orkestra repertuarını icra ederken düşünebildiğim tek şey, böyle bir yerde dinleme fırsatını yakaladığım için ne kadar şanslı olduğum. Gözümü kapattığımda fonda müzik devam ediyor ama bu sefer sahnede 200 senesinde sergilenen, bağbozumu tanrısı Dionysus’un konu olduğu bir yunan trajedyası var…