Takip Et:

Serrafoodie In The Wonderland

Herşey geçen yaz başladı.

Kerem facebooka bir fotoğraf koydu.

Bakır bir tepside etler, kebaplar, Sedef spordayken görüp isyan etti.

Kerem de bizi oraya götürmeye söz verdi.

Gel zaman, git zaman aradan neredeyse 8 ay geçti.

Perşembe akşamları Kerem ve Ömür’le suit up programı yaparken hadi konsept değiştirelim dedik ve 3ümüz olayın çıkış noktası olan yere, yani Has Kral Hatay Sofrası‘na (0 212 534 97 07) gittik.

Aksaray’da Horhor’un oralarda bir yerlerde, semte pek hakim olmadığımdan daha açıklayıcı bir tarif veremeyeceğim. Zaten gidince o sokak sanki başka bir dünya gibi, her yerde arapça yazılar olan restoranlar, iyiki Beyrut’a gelmişiz diyorum.

Ağzım zaten bir karış açık, Has Kral’a girince 2 katına çıkıyor bu.

Alkol verilmeyen restoranda zaten böyle bir şeye ihtiyaç yok, resmen dekor sizi sarhoş ediyor.

Aklınıza gelebilecek her türlü klişe kullanılmış.

Duvarlarda fotoğraflar ağırlıklı olarak Araplarla çekilmiş, zaten latince bir harf görmüyorsunuz.

Geniş salona girdiğinizde duvarda şelale, sarkan sarmaşıklar, kenardan çıkmış hurma ağacı, bir kayanın üzerinde duran kuzu mu istersiniz (hepsinin plastik olduğunu söylememe gerek yok herhalde), yoksa Arap yarımadasının meşhur binalarının resmi mi, yoksa tarihi binaların kabartması mı??

Sadece duvarlar değil, tavanda bile süsleme mevcut, dev bir kubbe ve yanında küçük kubbeler.

Her taraf o kadar hareketli ki bir süre sonra başınız dönmeye başlıyor, gözlerinizin önünde siyah noktacıklar uçuşuyor, sanki yarım saat daha etrafa bakınırsanız epilepsi krizi geçirecekmişsiniz gibi hissediyorsunuz.

Şu resimlere çok hızlı birkaç kere bakarsanız ne demek istediğimi daha iyi anlayabilirsiniz.

Benim aval aval etrafıma bakınmamdan rahatsız olan Ömür ‘hadi Serra artık yemeklere konsantre ol’ diyerek beni girdiğim hipnozdan kurtarmayı başarıyor.

Dekor ne kadar acayipse yemekler de o kadar efsane!

Klasik Antakya mezeleriyle başlıyoruz, hepsini tek tek yazmayacağım, bir tek fark yaratanlardan bahsedeceğim.

Gördükleriniz mütebbel, acılı ezme, biberce gayet lezzetliler, humus ise açıkçası sınıfta kaldı, sanki nohut değil de hazır satılan nohut unundan yapılmıştı. En sonda gördüğünüz içli köfte ise nar ekşili sosuyla muhteşemdi.

Kırma zeytinli zahter salatası ise İstanbul’da yemiş olduklarım içerisinde en iyisiydi.

Mezelerden sonra gelecek bombalar öyle efsane ki hepsine saldırıp tıkamayın kendinizi, zahter salatası ve içli köfteyi götürünüz sonra etlere gömülünüz.

Dekorla ilgimi tam koparmıştım ki yanar bir tuz tepeciği yanımdan geçerken yine etrafı izlemeye başladım.

Tuzda tavuk olayı tam bir show halinde olduğundan benim de bunu izlemem kaçınılmazdı. Ben de tutturdum ”bize de söyleyelim eğer elalemin tavuğunu izlememi istemiyorsanız” diye  ancak telefonla 6 saat öncesinden tavuk yiyeceğinizi haber vermeniz gerekiyormuş. Böylece bir dahaki gidişi garantilemiş olduk. Neyse ben ritüele döneyim.

Resimde gördüğünüz servis arabasının üzerine alevler içinde kaya tuzu kütlesi geliyor. Alevler söndüğünde garson çekiçle tuzu parçalıyor ve içinden üzerinde dumanı tüten tavuk çıkıyor. Bıçakla şöyle bir dokunulduğunda da tavuk parçalara ayrılıyor. Uzaktan bakıldığında öyle yumuşacık ve sulu gözüküyordu ki bundan denemek farz oldu.

Neyse allahtan bizim siparişimizin de aşağı kalır yanı yok.

Karışık et tabağı söylüyoruz.

Bakalım bir başka açıdan da bu kadar leziz gözükecek mi??

Beyti kebap, kuzu incik, kavurma/tas kebabımsı’yı görünce önce bir yutkunduk. Ömür, ben kuzu yemem dedi, ben kara kara acaba midem ne hale gelecek diye düşündüm, bi tek Kerem suratında koskocaman bir gülümseme etlere saldırıyordu.

Kerem haklıymış, hayatında kuzu yemeyen Ömür burada yedi, tüm bu yemeklere rağmen de midemde en ufak bir ağrı, ağırlık hissi olmadı.

Herşeyin ne kadar lezzetli olduğundan da hiç bahsetmeyeyim.

Ağızda dağılan kuzu ilerde yazacağım La Mouette’te yediğim 24 saatte pişen kuzu incikten bin kat daha lezzetliydi. Beyti ise kararında baharatı, dışı hafif kıtır içi sulu haliyle yedikçe yedirten türdendi.

Et kısmı o kadar iyiydi ki gerçekten de mezelerle kendimizi tıkadığımıza pişman olduk.

Bu kadar yemeğin üzerine bizden tatlı beklemezsiniz ama denemezsem çok pişman olacağımın bilincinde special künefe’den istesek mi dedim.

Ne yazıkki dev boyutta geldiği için, biz de hayli doymuş 3 kişi olduğumuzdan normal künefe ve kireçte ceviz, patlıcan vesaire tatlısıyla yetinmek durumunda kaldık (neyseki!).

Bu yemeğin üstüne gerçekten de bunları denedik.

Künefe açıkçası pek etkilemedi beni, hala special olanını merak etmekteyim.

Diğerleri ise Çiya’da, Antiochia’da yediklerimizden çok farklı değil, ancak lezzetlilerdi.

Has Kral Hatay Sofrası yemeklerinin dışında ayrı bir dünyaydı sanki, sizi gerçekten de İstanbul’un göbeğinden alıyor, başka bir şehre hatta ülkeye götürüyor. Benim gibi sadece yemeklere konsantre olmayıp etrafı seyre dalarsanız da kendinizi harikalar diyarında gibi hissedebilirsiniz.

Yalnız, Humpty Dumpty ile karşılaşma garantisi vermiyorum!