Takip Et:

Ordinary Joe – Extraordinary Münferit

Şu anda çok keyifliyim.

1- Hava çok güzel, pastırma yazı demeye dilim varmıyor, bu resmen yaz çünkü.

2- Uzun bir aradan sonra Beyoğlu’mdayım.

3- Arada eksiklikler de olsa çok sevgili arkadaşlarımlaydım.

4- Çok güzel yemek yedim..

5- Çok güzel müzik çalıyor..

Pretty music, when you hear it,

Keep on tryin’ to get near it

A little rhythm for your spirit..

Bu hafta Münferit’teyiz.

Beylerbeyi Rakı’nın sahibi Ferit Sarper’in (güzel bir isim olmuş MünFerit) şık meyhanesi..

Yaz başından beri birçok kere teşebbüste bulunup bir türlü gidemedik. Hem bizim yeterince istemememizden hem de mekanın hep çok dolu olmasından da kaynaklandı. Öyle ki, bugün gidip de yerimiz pek hoşuma gitmediğinde (aşağıda duvara karşı, her yerden tamamiyle soyutlanmış bir şekilde), garsondan aldığım yanıt “Hanımefendi son dakika rezervasyon yaptırdığınız için böyle oldu.”, tamam da şekerim ben 1 gün öncesinden yapmıştım, “son dakika” kavramı ne kadar hızlı değişmiş böyle. Neyse, belki bir yer açılır ümidiyle bara geçiyorum, başbakanımızın İstanbul sınırları içerisinde olmasından dolayı çılgın bir trafiğe sebep olduğunu bildiğimden çok bekleyeceğimin farkındayım, içkimi söylüyorum.

Hem içki mönüsü hem de barmeni izliyorum, ne istesem diye düşünürken.

Genelde “speciality” denemeyi tercih ettiğimden kokteyllerin arasında “Münferit” gözüme takılıyor, onu sipariş ediyorum.

Bu arada barmeni incelemeye devam, oldukça temiz çalışıyor ve çok düzenli, açıkçası hayran kalıyorum.

İçkim geldiğinde hayranlığım katlanıyor çünkü uzun zamandır içtiğim en leziz ve farklı kokteyldi. Beylerbeyi Rakı, Vişne suyu ve Sweet&sour mix’ten yapılıyor. İçtiğinizde ağırlıklı tat anasonla karşılaşıyorsunuz ama diğer malzemeler öyle bir bastırıp dengeliyorki buram buram anason kokmuyorsunuz, hafif çok hafif.. Üstelik ne çok tatlı ne de çok ekşi, herşey pek bir dengede. Herkese denettiriyorum hiç rakı içmeyen Sedef’in bile çok hoşuna gidiyor, zaten pek de beğenmeyen yok.

Yanında kabuklu badem ve bamya turşusu veriyorlar. Bamyanın turşusuna ilk kez rastlıyorum ve bence kesinlikle yıllardır bamya için aranan görev bulunmuştur, siz zeytinyağlıdan filan vaz geçin turşusu bir hayli efsane.

Uzunca bir süre sohbet ettikten sonra masamıza geçip mönüye bakmaya başlıyoruz. Anlaşıldığı üzere burada sistem meze-tapas arası. Mönüden ortaya ufak ufak bir sürü tabak söylüyorsunuz. Meze-meyhane diyeceğim ama içim el vermiyor, benim daha yakın bulduğum tapas ise pek rakıyla yenmiyor. Demek oluyorki İstanbul’a yaraşır doğu-batı arasında sıkışmışlık bu mönüyle de gözler önüne seriliyor.

Ördekli Çerkes tavuğu (bizim evde de çerkes karidesi meshurdur), porcini ve trüf mantarlı beyaz peynir de bu arada kalmışlığın kurbanları.

Kurban deyince pek bir olumsuz anlam yükledi, ördekli çerkes tavuğunu bilemiyorum ama beyaz peynire porcini mantarı ve trüf yağı bu kadar yakışabilir. Kağıt içeririsinde pişirildiği için de beyaz peynir kuruyup kesilmemiş, yumuşak kıvamda kalmış, üzerine de bir kaç tutam taze kekik koyunca gerçekten çok sofitike bir tat ortaya çıkmıştı. Öyle bir saldırdık ki yemeklere fotoğrafı biraz geç çekebildim, siz resmi daha bir beyaz peynirli hayal edin.

Bar bölümünde otururken diğer masalara giden yemekleri de inceleme fırsatı buldum, gözüme ilk takılanlar kalamar kızartma ve midyeli mürekkepli kuskus oldu, bunları da söyledik.

Kalamar gerçekten çok iyiydi ve ekibimiz 2.yi de sipariş etti. Adaçayı yaprakları ve limon dilimleriyle kızartmak çok iyi olmuş, hiç yağ çekmemiş ve bizim meze kalamar tavadan farklı olarak daha kıtır kıtır bir kıvama sahipti, İtalya’da yediğim “fritto misto”ları anımsatıyordu. Üzerine bir de lime sıktınız mı gerçekten çok lezzetliydi. 2. sipariş ettiğimiz biraz daha tatsızdı sanki tuz koymayı unutmuşlar gibi, ama ben baz olarak 1.yi alıp çok beğendiğimi söylüyorum.

Fotoğrafta dev havyar gibi gözükmüyor mu?

Bu tapasımız pek lezzetli değildi, çok fazla tadı yoktu. Haşlanmış kuskusa siyah mürekkep ve birkaç midye koymuşlar gibiydi. Ekstradan bir tat istiyordu. Belki kuskuslar balık suyunda pişselerdi daha bir aroma emmiş olabilirlerdi. Kötü diyemem ama bir sonraki gidişimde özellikle seçeceğimi zannetmiyorum.

Bu gelenin ne olduğunu anlamakta oldukça zorlandık. Çünkü beklentimiz naneli fava yönündeydi, o niyetle yiyince ve alakası olmayınca şaşırıp ne olduğunu kavramanız zaman alıyor. Ancak tabiiki de bulduk : ançuezli tereyağı! Son derece lezzetli, kızarmış sıcak ekşi mayalı ekmeklere sürdüğünüzde pek hoş oluyor. Masamıza ilk oturduğumuzda gelseydi daha iyi olurmuş, bu biraz geç kaldı.

Naneli fava, sütte karides ve marine edilmiş levrek kaldı geriye. Naneli fava spesiyalitelerinden biriymiş, favanın içine bol miktarda nane konularak yapılıyor. Bu sebeple nane çok yoğun olarak hissediliyor. Naneli kekremsi bir macun kıvamındaydı favadan ziyade, ben bir tat bu kadar öne çıkınca pek hoşlanmadığım için hoşlanmadım.

Sütte karides grubumuzun en anlamsız bulduğu mezeydi. Beşamel gibi yoğun muhallebi kıvamında bir sos içinde karidesçikler ve üzerinde de inanılmaz acı bir yemek haline dönüştürebilecek kalınlıkta katman kırmızı biber, bunu geçiyoruz.

Marine levrek beklentilerimiz ise daha farklı bir noktadaydı. Genel olarak rakıyla marine edildiği ve Beylerbeyi Rakıyla buranın da alakası olduğundan o tarz bir marine bekliyorduk. Bu daha çok carpaccio/sashimi karışımı bir marineydi. Lezzet yerindeydi, oldukça hafifti ama çok da waoow olmadık.

Bol meze/tapas söyledik ancak kalabalık olduğumuzdan dolayı adambaşı yemek miktarı çok da fazla değil. Bu sebeple bunların üzerine bir de ana yemek söylemek farz oluyor. Mönüde çok da fazla ana yemek yok, bu küçük tabaklar domine ediyor. Zaten genellikle ana yemek söylemek gibi bir adet yokmuş. Biz açız ama, o sebeple 2 kişilik olan deniz mahsullu spaghetti’den yana kullanıyoruz tercihimizi, bunu da paylaşacağız.

Hayalimdeki daha hafif bir tercih olan domates soslu deniz mahsullüydü. Ancak kremayla da problemimiz yok ne de olsa tadımlık yiyeceğiz. Lezzet olarak oldukça iyiydi, kremanın kıvamı o kadar yoğundu ki sanki krem peynir koymuşlar gibiydi. O yoğunluk ise daha dolu dolu krema tadı vermiş balıklarla iyi giden yumuşak bir tat olduğundan pek rol çalmamış. Ağır bir tercih olsa da lezzetine diyecek bir şeyimiz yok.

Şimdi sıra asıl bombalara geldi..

Tatlılarımız tam anlamıyla legendary!

İçinde sıcak çikolata bulunan lokmalar tam anlamıyla bomba, üzerlerinde de beyaz çikolata sosu..

Gerçekten inanılmazdı, lokmanın ortasına çatalla bastırdığınızda içinden çikolata sosu fışkırıyor ve bir anda bütün tabak sıcak çikolata sosuna bulanıyor. Münferit; kokteyl, tapaslar, deniz mahsullü spaghetti derken öldürücü vuruşu tatlıyla yaptı ve kesinlikle kalbimde kocaman bir yer kazandı! (Hatta top5’ime bile koyabilirim)

Ve adaçaylı dondurmamız. Benim için adaçay çok baskındı, ağzınızdaki tüm diğer tatları alıp götürcek yoğunlukta. Ancak Alper bayıldı (Alper diyince bahsetmeden edemeyeceğim; bu seferki başlık seçimimiz olan Ordinary Joe, çalmaya başlayınca Alper’in harıl harıl ismini aradığı çok güzel bir şarkı, Alperle bu durumu sık sık yaşıyoruz ve açıkçası pek bir standardı olduğunu söyleyemeyeceğim, Rod Stewart’tan Baby Jane de olabilir, Zeynep Dizdar’dan Hayat Benim Elimde de)(Edit : Küçük bir yanlış anlaşılma , tahmin etmeliydim bu şarkıyı arayan Sedef’miş, zaten Alper’den bu guzel şarkıyı beklemek hataydı). Kağıt helvaları koymak da çok iyi bir fikir olmuş, kağıt helva – dondurma ikilisi yazın vazgeçilmezlerinden..

Münferit (0212 252 50 67), gerek ortamı gerek içki ve yemekleriyle oldukça başarılı bir mekan. Buraya meyhane diyorlar ancak bence meyhane demek haksızlık olur, ya da şöyle diyelim; içerideki dekorasyon daha bir eski zaman meyhanelerini hatırlatır nitelikte ama dış mekana baktığınızda şık bir restoran havasında. Yanlış anlamayın içerisi de çok şık, Autoban imzali mimarisiyle duvardaki ahşap panolar, içinde Beylerbeyi Rakı bulunan büfeler oldukça nostaljik bir hava katmış. Gözlerinizi kapatıp kışın alt katı dolu olarak hayal ettiğinizde meyhane görüntüsüne daha çok yaklaşıyor, farklı yemekleriyle ise post-modern meyhane kavramını yaratıyor diyebiliriz. Siz ister rakınızı tokuşturun, ister şarabınızı yudumlayın burayı meyhane veya restaurant haline getirmek tamamiyle sizin niyetinize kalmış.

İstanbul’da; yemek, ambiyans, servis ve müzik kalitesinin hepsinin bir arada bu kadar yüksek olduğu bir mekana uzun zamandır denk gelmemiştim. Oybirliğiyle buranın müdavimi olmaya karar verdik, yemek yemeseniz bile en azından barda takılıp ismi Münferit olan kokteylinden mutlaka denemenizi tavsiye ediyorum. Beyoğlu’nda yürümekten pek keyif almayanlardansanız önüne kadar arabayla gelebileceğiniz bir noktada, Galatasaray Lisesi’nin yan sokağında aşağıda kalıyor. Beyoğlu’ndan nefret eden babamı bile getirmeyi düşünüyorum, belki bir nebze fikri değişir, böyle hoş mekanların da olduğunu görürse..

Post-modern meyhanede Sedef’ten post-modern bir sanat çalışması, seramik üzerine çikolata sosu, kazıma yöntemiyle..