Takip Et:

Love Me Like A River Does I

Nehirlerin sevdigi sehirler hep benim de hayranlik duyduklarim olmustur.

Nehir 2ye boler sanki karakterini de bolermis gibi..

Kimi zaman durgundur sessiz sakin, kimi zaman da caglar akar gider..

Sehri giydirir, bir tabloya donusturur..

Nehir aslinda sehri yaratir, kasabayken gelistirir , buyutur bir de bakmissiniz sehir oluvermis.

Love me like a river does

Cross the sea..

Floransa, Londra, Zurich, Milano ve simdi de Viyana ve Salzburg, bu guzel kombinasyonun artik bir tesaduf olmadiginin kaniti. Oyle romantik bir hava katiyor ki sehre, hele de kapali havalarda, belki de o yuzden Melody Gardot’nun sarkisini orada dinledigimde bu baglantiyi kurdum (Romeo & Juliette’in hic alakasi yoktur eminimki :)).

Bu seyahat nerden cikti derseniz, aslinda bir dogum gunu hediyesi. Boyle aylar sonra olmasi da ayri bi hos oldu. Ama Salzburg ayaginin sorumlusu Mert, onun opera askini goren Haluk Abi, boyle bir organizasyona giristi ve sagolsun bize hic unutamayacagimiz bir tecrube yasatti. Ama Salzburg bolumu daha sonra, simdi Viyana..

Photography by ZMA

Bugun gazetede bir haber cikti, yasam kalitesinin en yuksek oldugu 4. ulke Avusturya’ymis. Bunu anlamak icin gazete haberine gerek yoktu, insanlarinin ne kadar hallerinden memnun oldugunu gordugunuzde zaten durumu anliyorsunuz. Avrupa’da herhalde karsilastigim en yardimsever ve guleryuzlu insanlardi. Sehir olarak belki kucuk ama Floransa kadar tasralilik yok, bir taraftan da Londra kadar buyuk ve karmasik degil. Eski olan hersey en guzel ve duzenli sekilde korunmus, hatta apartmanlara konacak cicekler bile tek tip secilmis.

Aslinda korunanlar sadece binalar degil, foodie’nin en cok ilgilendigi restoranlar, kafeler, pastaneler nerdeyse 300 yillik isletmeler hala ayakta, gerci Avrupa icin bu cok da yeni birsey degil..

Neyse biz sadede gelelim..

Viyana denince ilk akla gelen sey neydi?

Wiener Schnitzel?

Sacher Torte?

Apfelstrudel?

Tamam ilk akla gelenler bunlar, ama artik benim icin degil.

Haluk Abi’ye soruyoruz tabi nerelere gidelim diye. “Kahvalti icin Demel diye bir yer vardir, kral bile kahvaltisini orda yaparmis, bi gidin” dedi. Herhalde benim abartip her gun gidecegimi tahmin etmiyordu! Hatta Salzburg’da da sabahlari baska bir yere gitmedim. Kutsal bir amacim vardi ama..

Pastalarinin hepsini denemek!

Baya ilerlesem de yani bu kadar cok cesit yapilir mi, ayip denen birsey var..

Yalniz kucuk bir problem var, yediklerimin hepsi aklimda, resimleri de var, ancak isimler biraz zorladi. Gerci bu azimle ben tam Almanca’yi cozecektim ama tatil bitti.

Buna cozum de bulmuslar, keklerin pastalarin bulundugu bolume gidiyorsunuz, parmaginizla ben sunu istiyorum diye gosteriyorsunuz, onlar size bir kagida yazip veriyor, siz de garsonunuza o kagidi verip mamanizi beklemeye basliyorsunuz!

Favorilerimiz arasindaki “Schaumrolle” (ismini nasilsa aklimda tutmusum) cannoli benzeri milfoyun arasindaki inanilmaz hafif kremasiyla cok iyi gidiyordu. Yeni taktigim olan “birseyi sevdiysen illa abartip devamli onu yeme de tadi damaginda kalsin”  yuzunden tadi damagimda kaldi!

Mert o gun bir cilginlik yapip yiyebilecegimizden cok daha fazlasi tatliyi soyledigi icin doggy bag olmak zorunda kalan bu danish roll her ne kadar siradan gibi gozukse de hafif vanilyasi ve citir citir kivamiyla gayet basariliydi. Yanindaki ufakliklar da tadimlik apfelstrudel ve ismi farkli olan onun kremalisi ki onlara birazdan deginecegiz.

Iste benim favorim “Fachertorte” (cok sevdigimden yazdim ismini). Oldukca karisik bir turta, ama birbirlerine yakisan hafif tatlar biraraya geldigi icin sorun olmuyor. Alttan basliyorum saymaya; Hashas, findik ezmesi, elma, kirmizi erik! Kesinlikle bunu yapicam ve blogda fotosunu goreceksiniz!

Bu da seftalili hafif bir kek, tam bir 5 cayi/kahvesi tatlisi. Bunu da tatta hafiflestirmek, kaloride agirlastirmak isterseniz arka planda goreceginiz, onlarin schlagobers bizim ise krema dedigimiz muhtesem seyden de soyleyin, biraz da kahvenizin icine..

Veee “apfelstrudel”! Inglorius Basterds’da bir sahnede Colonel Hans Landa Paris’te bir kafede baya bir ozendire ozendire yiyordu, aklimizda o goruntu ilk gun Hotel Sacher’in kafesinde Sacher torte’nin yaninda bi de apfelstrudel soyledik. Tam bir hayalkiriligiydi. Hamuru inanilmaz sertti, yemek pek kolay olmadi.

Ilk basta goruntu gayet iyiyken, bicak da yoklugunu hissettirince boyle sacma sapan bir hale geldi. O sebeple naapiyoruz, apfelstrudelimizi Demel’de yiyoruz, ilk resimde gorulen de o zaten..

Iste bir baska kotuluk ve son Demel cilginligi.. Eiskaffe, bi de bunun cikolata versiyonu var artik kendime boyle bir kotuluk yapamam diye dusunup kahveyle yetindim. Icinde sadece krema yok 2 top da vanilyali dondurma var =)

Peki tum bunlarin yapildigi mutfagi gormek ister misiniz?

Photography by ZMA

Hafif bir exhibition havasinda (ozellikle no flash yazisindan dolayi) olan acik mutfaginin karsisina kurulup kahvenizi yudumlayabiliyorsunuz..

Acaba post’un adini Demel’e methiye olarak degistirsem mi =)

Seker komasina girdiysek artik wiener schnitzel’in mucidi olan Figlmuller‘e gecmek istiyorum. “Our schnitzel is the biggest” sloganlari, bakalim dogru mu?

Dogru gibi gozukuyor..

Yaninda buz gibi biramiz..

Bir de patates salatamiz..

Hersey cok super gozukuyor ama degil.

Sebebi; 2 adet figlmuller var 50 metre arayla. Birisi 1905’de kurulmus olan orijinali, digeri de Baeckerstrasse uzerinde bulunan yenisi, biraz fazla buyukcene pek ruhu olmayan bir yer. Kapasitesi buyuk bir restoran olmasi snitzelin kalitesine de yansimis. Bize biraz kuru gibi geldi, hatta begenmedik de diyebiliriz. Zaten yeni dukkana gitme sebebimiz eski tarafin tadilatta olmasiydi, allahtan biz donmeden acilacakti. Dolayisiyla deneme sansi bulduk.

Uzun kuyruklar oluyor, musteriler rahatsiz olmasin diye garsonlar da bu kuyruklari diger restorana puskurtmeye calisiyorlar. Diger taraf daha buyuk, ayni snitzel var o tarafa gidin diyorlar. Benim onumdeki 10 kisi bunu yedi, ama kanimin son damlasina kadar karsi koydum ve sonunda masamizi kaptim =) Burasinin diger yerden bir farki da vinothek yani sarapci olmasi, demek oluyorki bira, kola vs yok! Sarap esliginde snitzelinizi afiyetle yiyorsunuz. Bu sefer gercekten de cok lezzetli, orijinalinden sasmayin, biraz beklemeyi goze alin.

Tekrar tatliya gecebilir miyiz artik?

Viyana’da Sacher Torte’yi atlamak olmaz diye dusunuyorum.

Krema az mi geldi? O zaman hemen bir de “cafe melange” soyleyebiliriz (gerci Julius Meinl’da kremali olanin ismi farkliydi).

Ahsap kutularda gelen “sacher torte”lerden sonra gidip de yerinde yemenin nasil farkli oldugunu goruyorsunuz. Daha kurularini yemege alisik oldugumuzdan bunun agizda dagilmasi cok hosumuza gitti. Ayni gunde 2 kere gidip yiyecek kadar hatta (ilk gun hevesi diyelim)!

Ne kadar mukemmel gozukuyor. Arasindaki kayisi marmeladi, uzerindeki ganache.. Bu sayede de bu kadar cikolatali olan bir pasta ic baymiyor herhalde.

Sweet memory in sweet Vienna (hala Melody Gardot dinlemekteyim de..)

Sunny day, sunny day

Not a cloud crosses the sky

Not a tear comes to my eye

On this sunny day

Sweet memory

2 kisilik planlanan seyahat once Zeynep akabininde de Murat’in aramiza katilmasiyla senlendi. Mert’in dogum gununun olmasinin da etkisi buyuktu bunda tabi. Agustos’un ortasinda gitmisiz bu yuzden de gayet gunluk guneslik bir hava hakimdi ilk gittigimizde.

Tek bir bulut yok goruldugu gibi. Zeynep de bakmis cilgin bir “storm” geliyor demis BBC. Biz de 2 gun boyunca firtina bekledik, bekledik, bekledik.. Tik yok, durum boyle olunca da bol bol dalgamizi gectik. (Aferin bize)

Ne iyi yapmisiz cunku dogum gunu icin gayet guzel giyinmis (kesinlikle yagmuru planlamadan) restoranimiza dogru yol alirken (o sirada simsekler cakmaya baslamisti ama yagmurdan hizli olacagimizi umut ediyorduk) bir anda yagmur bastirdi. Son anda aldigimiz semsiye 4 kisi icin maalesef pek yeterli olamadi. Acikta kalan Murat son hiz restorana kosmakla kurtulacagini sandi ama sanirim yagmurda yurumenin kosmaktan daha az islattigi bilimsel olarak da kanitlandigindan (yoksa islanmazdi :P) birazcik (!) islanmis olarak Plachutta‘ya ulasti, biz de ardindan kismen islanarak girdik. Benim Mert’e yogun israrlarim sonucu (firtina filan cikmayacagindan o kadar eminimki) rezervasyonu disariya yaptirinca sadece uzeri kapali olan bolumun kenarindaki yerimize kurulduk. Ilk once masanin sadece ucuna azicik yagmur ciseliyordu. Ama tabi firtina olunca ruzgari de eksik olmuyor. Masamiz gittikce daha da islanmaya basladi, biz kactikca daha da uzerimize geldi (niye iceri girmiyosunuz demeyin restoran full ve kimsenin de cikmaya niyeti yok o yagmurda!). Sonunda islaklik ve ruzgarla iyice usumeye baslayinca dayanamadik sal tarzi birsey sorduk garsona. Tabi Turkiye’de olmadigimiz icin boyle bir hizmetleri yoktu. Ancak akilli garsonumuz (buraya transfer etmeyi dusunmedim degil) bize masa ortusu getirdi. Sonuc :

Masanin ortasinda gorunen pecete 10 dakika sonra kucagima degil ama kafama konmustu, ekstradan bir masa ortusuyle daha.. Herhalde o ana kadar bir restoranda soyle bir cumle kurulmamistir : “Excuse me, can I have another tablecloth please?”

Photography by ZMA

Durum dayanilmaz bir hal alinca ve iceride ayaklanmalar olunca girelim icerde ayakta bekleyelim bari dedik. Neyseki 10 dakika icinde bize bir masa verdiler ama saat de baya gecikmisti. Starterimiz Beef Tartar Plachutta’yi baska bir gune birakmak zorunda kalip direk ana yemeklere gectik.

Dogum gunu cocugumuz her zaman oldugu gibi snitzel soyledi.

Figlmuller gibi en buyuk snitzeli yapmak gibi bir iddialari yoktu ama Mert’e gore kesinlikle en lezzetlisiydi. Biz de tattik hakikaten oldukca iyiydi. Bunun sebebi de etin daha yagli olmasiydi.

Zeynep dana fileto isteyerek bizden daha hafif takildi. Et yine yumusacik ve cok lezzetli..

Ben ise dananin omuz bolumunden hazirlanan bu arpacik soganli kirmizi sarapli sosta pisirilmis eti tercih ettim. Yaninda ise kok sebzelerden yapilan omlet benzeri, fazla tadi olmayan ama sosla cok iyi giden sidedishimiz var. Acikcasi omuz bolumunun bu kadar yumusak ve lezzetli oldugunu bilmiyordum. Tabi sosta agir agir pismesinin de etkisi olmustur. Ama cok iyiydi, kesinlikle tavsiye ederim

Sira geldi en alengirli yemege, Murat’in tercihine..

Photography by ZMA

Siz oyle masum masum durduguna bakmayin. Bunu yemek icin kullanim kilavuzu veriyorlar. 3 asama var. Adabina uyup bunlari sirasiyla yaparsaniz Kont Tafelspitz size madalya veriyor 😛

Ilk asama suyundan yararlanma

Icinde pismis hamur parcaciklari olan kasenize suyundan koyup corba gibi iciyorsunuz.

Ikinci asama iligini sokme.

Tencerenin icinde gozuken kemigin icindeki iligi alip kizarmis ekmeginize surup yiyorsunuz.

Son asama ise eti goturme.

Tencerenin icinden eti tabaginiza alip yanina da roti ve sote kuskonmazdan koyup yiyorsunuz. Boylelikle 3 asamayi da basariyla tamamlamis oluyorsunuz. Her ne kadar biraz zahmete soksa da insani, o kadar lezzetli ki degiyor..

Tatlilarimizi soyluyoruz, bu arada Mert’e de kucuk bir surpriz rica ediyoruz, cok guzel bir tabak hazirlayip “Happy birthday” sarkilari esliginde getiriyorlar.

Tabakta gorunen sari-kahverengi dag gibi sey lime’li meringue ve uzerinde vanilyali sosu, kenarda gorunenler ise chocolat mousse. 3unun de konsepti aslinda ayni ancak chocolat mousse cok daha iyiydi.

Ardindan kendi tercihlerimiz geliyor. Bunlari yaparken de Plachutta fresh cheese curd bake ve Speciality peach sorbet tarzi tanimlardan faydalaniyoruz.

Adini tam olarak hatirlamadigim cheese curd bake demeyi tercih ettigim ve muhtemelen de pek begenmedigim icin resmine yeteri kadar ozeni gostermedigim tatli acikcasi biraz yumurta kokuyordu. Vanilya sosu bile onu bastirmayi becerememisti. Bunu tavsiye etmiyoruz.

Bu nispeten daha iyiydi. Seftali sorbe, seftali parcaciklari, schlagobers ve de orman meyvesi sosu. Oldukca hafif bir tatliydi, tam yaz aylarina uygun..

Plachutta’da gecemiz oldukca uzun suruyor, herhalde sarabin da etkisiyle (Avusturya sarabiydi, Juris St.Georg 2006 Reserve) hararetli sohbetlere giriyoruz (en hararetli konumuz da “Open City” kavrami uzerine, gerisini siz dusunun) caffe – cognac derken sonunda garsonlar rica ediyorlar gitmemizi. Boylelikle en hareketli gecelerimizden birinin buyuk bolumunu tek bir restoranda gecirme serefine nail olmus oluyoruz.

Ama durun!

Plachutta maceralari burda bitemez, bitmemeli..

Bir eksigimiz var cunku.

Beef tartar!

Serrafoodie’nin meraki tutuyor cunku Haluk Abi israrla yemeniz lazim diyor. Son gun de ne yapmali diye dusunurken bari bunu deniyeyim diyor. Oncelikle sunu soyleyeyim yemek konusunda yeniliklere acigimdir, ancak cig et beni hep dusundurur. Cig baliga bayilirim (hatta en sevdigim yemek), cig et deyince..

Ama kediyi olduren meraktir derler – umarim benim sonum kedininki gibi olmaz – nefesimi tuttum ve siparisimi verdim. Sogan, maydanoz ve herhalde birkac sosla marine edilmis bir halde geldi. Once soyle bir bakistik ve kendimi kandirmaya calistim somon tartar’a benziyor diye, ardindan da bunu yiyeceksen burda yemelisin, Avrupa Birligi standartlari etin parazitsiz olmasini saglamistir diye ikna cabalari..

Sonunda bicagimi alip ekmege surdum ve…

Et oldugunu dusunmediginiz surece cok lezzetli! Herhangi bir et kokusu da burnunuza gelmiyor, sogan o kadar iyi dengelemis ki Plachutta’ya yolunuz duserse mutlaka ama mutlaka siparis verin. Ben en kucugu olan 70 gramligi soyledim daha buyuk 2 boy daha var.

Viyana’daki son restoranlarima gecmeden once drink alabileceginiz 1-2 yer soylemek istiyorum.

Ilki Stefansdom’un tam karsisinda Viyana’ya pek de yakismayan modern bir binada bir Turk isletmesi olan Do&Co Hotel. En ust katinda da bari var. Biz orada oturup Kaertner Strasse’yi (biz Istiklal Caddesi diyorduk ama kesinlikle alakasi yok trafige kapali olmasinin disinda) biraz da yukaridan izledik.

Bir diger yer de Cafe Central, Herengasse’nin (kucuk sehirlerin bir ozelligi de size sokak isimlerini ezbertletmeleri, Kohlmarkt, Graben, Wollzeile, Baecker str..) tam kosesinde bulunuyor.

Bizim oncelikli gidis sebebimiz bir piano dinletisi (ilginc bir tanim) olmasiydi, iceri girince sutunlar da bir hayli etkiledi, hatta keske biraz daha los olsaydi bile dedik.

Sparkling wine/proseccolarimiz esliginde muzigi dinlerken bari yeni birseyler de deniyelim dedik pfefferminz sirup & soda Mert’in cok hosuna giden bir naneli icecek oldu. Ben bu degisik icecekle ilgilenmek yerine sutunlari cekmeyi tercih etmisim..

Avusturya yemeginden sikildinizsa bu seferki tavsiyem trendy bir italyan olan Fabios. Oglen gittik, pek kalabalik degildi. Cok fazla agir bir yemek de soylemedik.

Ilk once zeytinyagi ve ekmeklerimiz geldi.

Yaninda Bellini..

Ardindan ana yemege geciyoruz.

Benimki Mascarpone ve Porcini Mantarli Ravioli.

Digerleri de uzerinde Roka Salatasiyla Dana Fileto istediler.

2 yemek de esasinda lezzetlilerdi. Ancak Chef’e ne olduysa artik asik midir nedir, resmen tum yiyecekler tuza bulanip getirilmisti. Tekrardan ayni yemekleri beklemek istemedigimiz icin garsonu bilgilendirmekle yetindik ve dudaklarimiz tuzdan sisene kadar yedik.

Tatli olarak da lime aromali creme brulee soyledik.

Agir ve cok tatliydi, boyle hissetmemize en buyuk sebep ise muhtemelen seker katmaninin altindaki bolum pek bi sicakti.

Viyana’daki son yiyecek duragimiz da 1618’de kurulan “Zum Schwarzen Kameel“. Aslinda buraya oglen gitmemiz tavsiye edilmisti, ufak sandvicler yemek icin. Ama bizim yolumuz son aksamimizda dustu.

Biraz yorgunluktan, biraz da Mert snitzeli begenmediginden onun resmini cekme ihtiyaci duymamisim. Ama ben sosis yedim, monude goremeyince yan masada yiyorlardi, ne cesit bir sosis oldugunu ogrenmek icin ne oldugunu sorunca “A kind of meat” yaniti hem cok aciklayici oldu hem de beni oldukca sasirtti!

Sosis bir hayli kotuydu, tek degisiklik hardalin icine kucuk kucuk tursularin dogranmis olmasiydi.

Yedikten sonra da mideme oturdu hatta. Ama yine de son gecemizde uzerine peynir tabagini da soyledim. Peynirler oldukca iyiydi, aklinizda bulunsun.

Upuzun yemek fasli boylelikle sonlanmis oldu. Size tavsiye edebilecegim diger konular sehri daha iyi anlayabilmek adina faytonla tur atmak, Spanish Riding School’da atlarin gosterisini izlemek ve muze gezmeyi tercih etmeseniz de Sisi (Kaiserin Elisabeth – ayni zamanda Zeynep’in otelinin de ismi, benimkinin hemen yani) Museum’a gitmeniz.

Utanarak soylemem lazimki gezdigim tek muze orasiydi (ama faytonla gezdik), kisa tatillerde sanirimki sehri tanimayi tercih ediyorum muze gezmektense.

Sisi muzesinde ayni zamanda Imperial Apartments’i da gorebilirsiniz, imperial silver collection da..

Topkapi Sarayi’nda mutfaklari gezmek isteyip kapali olmasi, kismetin de Avusturya’ya denk gelmesi oldukca ilginc dogrusu. Porselen ve gumus takimlara agzini acik bakiyorsunuz. Tencere, tavalar, kaliplar, catal-bicaklari gectikten sonra Sisi Muzesi’ne geciyorsunuz. Takilarinin, elbiselerinin hep replikalardan olusmasi biraz hayalkirikligina ugratsa da oyle bir anlatiyorlar ki yolda gorseniz selam verebilirsiniz. Zamaninda filmlerini de cok izledigim icin hep bi merak etmisimdir. O sebeple de kitabini aldim ve filmin aslinda pek de gercekleri yansitmadigini gordum. Cocukluk favori karakterlerimden biri daha boylelikle paramparca olmus oldu. Fazla detaya girip ayni etkiyi sizde de yaratmamak adina bu konuyu geciyorum.

Avusturya seyahatinin Viyana ayagi boylelikle bitmis oluyor. Aslinda Salzburg’a da baglamayi umut ediyordum ama saat gec oldu..

Goodnite , close your eyes and just sleep tight

I’ll lie awake and watch you dream to be sure that all of your dreams are pure..