Takip Et:

Leave The Digital Grind Behind

Arnavutköy’de bütün kış boyunca arabamı park ettiğim yerde bir sokak köpeği uyuyordu.

Her gün aynı kaldırımda.

Etrafına dikkat etmeden.

Kimi zaman yanında bir tas yemek, su.

Kimi zaman da hiçbir şey.

Hep ama hep uyuyordu.

Hatta bazen öldü mü acaba diye kontrol ediyordum, nefes aldığını görünce korkacak bir şey yoktu.

Ne garip, insan sadece uyuduğunu gördüğü bir canlı için endişe bile duyuyor.

Uyku, uyku, daha çok uyku.

Bu haftaya kadar.

İlk kez arabadan indiğimde havlayarak karşıladı beni.

Korkuttu çünkü acaba dedim bu daha önce belediyenin götürdüğü saldırgan köpek mi?

Sonra otoparkçı merak etmeyin bizimki dedi.

Meraklı bir şekilde çantamı koklamaya başladı.

Şaşırdım çünkü o köpeğe ne olduğunu anlayamadım.

Sonra fark ettim ki bahar geldi.

Kış uykusundan uyanma vakti.

Etrafa daha farkında bakma, hatta etrafla ilgilenmenin de.

Bu yüzden her ne kadar yağmur yağsa da, hava kapasa da bahar geldi!!

Size erguvanlara bakın mutlu olun demiyorum (yapabiliyorsanız ne güzel) ama belki hayatın monotonluğundan kurtaracak aktivitelere karşı biraz daha gönüllü olursanız bahar sizi daha çok heyecanlandırabilir.

Mesela etrafıma daha dikkatli bakana kadar Türkiye’nin ilk Lomography mağazasını (Galata’da, Serdar-ı Ekrem Caddesi üzerinde) lambacı zannediyordum (hatta buraya niye böyle bir dükkan açtılar diye de bir hayli sitem etmiştim).

Neyse sonra vitrine daha dikkatli bakınca lamba zannettiklerimin flash olduğunu anladım, tabii ardından makineleri de gördüm.

İlk başta şekillerine vuruldum, özellikle La Sardina‘ya…

Sonra neyse Öykü ve Dicle’ye danıştım, bana Diana’dan bahsettiler.

Lomography’e gidene kadar La Sardina konusunda inatçıydım, sonra bana gayet güzel anlattılar ve aradığımın dış değil de iç güzellik olduğunu anladım.

Değiştirip de istediğim gibi görüntüler elde edebileceğim lensleriyle Diana F+ benim için en idealiydi.

Baştan söylemem gerekeni size sonda söyleyeyim, Lomography en basit haliyle dijital dünyadan uzaklaşıp, manuel bir şekilde fotoğraf çekerken çeşitli ayarlarla gözün gördüğünden çok farklı sonuçlar, e dolayısıyla bir nevi sanat eseri elde etmesini sağlayan bir anti – teknoloji ürünü, topluluk, hobi, eğlence, merak, mutluluk.

Dijitale alışınca, beğenmediğini silmek, bilgisayara atıp unutmak gibi durumlar resimlerin değerini biz farkında olmadan düşürüyor.

Film bitirme heyecanı, yeni bir filme geçiş, tab ettirilişini beklerkenki sabırsızlık, fotoğrafçı zarfı elinize verdiğindeki mutluluk…

Bunların hepsi dijital ortamda kaybettiğimiz duygular.

Biz Tuğrul’la çok yeni tanıştık, henüz inanılmaz amatörüz ama Lomography mağazasında yapılacak olan workshoplarla çok muhteşem fotoğraflar çekebiliyor hale gelebileceğimizi umut ediyorum =)

Şimdilik 3-5 resim kayıpla, oluşturmayı planladığımız kompozisyonlardan uzak ama hep sürprizlerle dolu yeni bir hobi edindik. Daha presentable resimlerle karşınıza gelmek için çalışmalar başlatıldı!

Bunlarla idare edeceksiniz o zamana kadar…