Takip Et:

Kosinitza

Hersey bugun de degisik bir yer deneyelim dememizle basladi.

Timeout’un temmuz sayisini actik ve arayisa basladik. Allahtan Bogaz’da kesfedilecek 50 adres tarzinda bir yazi dizisi vardi da isimiz kolaylasti. Biz Anadolu yakasinda olunca Kuzguncuk’taki Kosinitza dikkatimizi cekti. Internetten arastirmamizi yaptik ve web sitesinde Vedat Milorlu videoyu gorunce tamam dedik iste budur!

Yine inanilmaz bir istah ve konsantrasyonla yemekleri goturmekteydi kendileri, biz de Alperle agzimizin sulari aka aka izledik.

Hemen organize olduk, yerimizi ayirttirdik. Disarda sadece 2 kisilik masalarin oturabiliyor olmasi birazcik hevesimizi kirmadi degil ama Vedat Milor bizi yeniden cesaretlendirdi! Organizasyonumuzun icinde vapurla Bebek’ten gelecek olan Yigit’i Cengelkoy’den almak, bu arada da Umraine’den aramiza katilacak olan Doruk’la yolda bulusmak vardi. O sebeple istikamet Cengelkoy oldu!

Bunu biz biraz sik yapmaya basladik farkindayim bir foodieye yakismiyor ama Cengelkoy’de ne var?

Hiyar’dan baska!

Seval Pastanesi!

Taaa oralara kadar gitmisken ugramamak olmazdi, yemek oncesi de tabiki makaron degil de soyle fresh bir dondurma yenecekti. Tamamen dogal, katkisiz ve meyvelerden olusan. Oyleki sanki buzlu meyve yiyorsunuz.

Baktiniz Bebek’te Mini Dondurmanin onundeki kuyruk pek uzun oradan vapurla gelmeniz 15 dakika. Bu arada makaronlarindan da almayi ihmal etmeyin. Alper onun yerine keskul, kazandibi paket yaptirdi, tercih size kalmis.

Yigit’in vapurunun  da gelmesine az kaldi, iskelenin yolunu tutuyoruz.

Cekirdek citleyen ya da oturmus cayini icen insanlarin oldugu meydani gectikten sonra 2 evin arasindaki dar bir yoldan adeta orada sakli olan vapur iskelesine ulasabiliyorsunuz.

Motorun yanasmasini bekliyoruz. Eskiden daha nostaljik olan kucuk sehir hatlari vapurlari bogaz hattindaydi. Ancak son birkac senedir pek estetik olmayan bu motorlari koydular. Belki daha pratiktir ama acikcasi Istanbul Bogazi’na hic yakismiyor.

Herkes bulustuguna gore artik Kosinitza(Kuzguncuk’un eski adiymis)’ya gidebiliriz.

Kuzguncuk’a gitmeyeli cok uzun zaman olmus. Bu kadar guzel kafeler, dukkanlar acildigini bilmiyordum. Yokuslari, tarihi evleri ve belliki cok eski esnaf olan firini, eczanesi, kasabiyla cok sempatik bir eski mahalle. Ara sokaklara arabayi park ederken guzel evlerine de tanik olduk.

Ardindan ufacik tefecik Kosinitza Restaurant’a geldik. Burasi hem fransiz hem de italyan az biraz da ispanyol karisimi deniz mahsulleri yapan bir lokanta. Dekorasyonu da ayni karisimi yansitiyor. Disarida sadece 2 kisilik masalarin olmasini da kaldirimin darligi cok guzel acikliyor. Biz iceride bir yuvarlak masaya gectik. Ilk dikkatimizi ceken sicak oldu. Bir pervane mi olur yoksa klima mi bilmem ama birsey lazimdi.

Menuyu aliyoruz elimize hersey bizde yeme istegi uyandiriyor. O sebeple tamamen garsona teslim oluyoruz, bize cesitlemeler yapsin diye.

Beklerken tadimlik olarak balik corbasindan getiriyorlar.

Baligin tadini cok fazla almadiginiz, baharatlarin onun onune gectigi (yanlis hatirlamiyorsam kori vardi) bu corba yemege baslamak icin fena bir secenek degil. Sicak bir yaz aksami ve yavas yavas havaya girmemiz lazim.

Balikli zeytinyagli yaprak sarmasi, arpacik soganli ahtapot salatasi ve de sardalya.

Dolma tam bir supriz oldu biz icinde ic pilav beklerken ic balik cikti soganiyla biberiyle, hatta yogun sogan tadi vardi ama degisik olmus. Sardalya da keza oyle biraz da cirozu andirir bir hali var. Ahtapot ise biraz siradan cok yumusak olmayan bir salata. Bunlar daha baslangic diyoruz ve benim heyecanla bekledigim pilava geciyoruz.

Cok hos bir sunumla sicacik geldi. Tadi da kotu degildi, yine baharatlar; safran, kori vs. Icindeki karides, kalamar acikcasi bana biraz dondurulmus izlenimi verdi. Hafif kurucana, agziniza attiginizda da pek fazla tat vermeyen cinsten. Belki de kalamarin halka kesilmesinden, karidesin de cok pisirilmesinden dolayi olabilir, kimsenin gunahini almak istemem.

Bu gordugunuz ise tam bir domatesi, biberiyle deniz mahsulu kavurma olmus. Biraz da kekik ve kirmizi biberle iste size tantuni =)

Ama dogruyu soylemek gerekirse midyesi, ahtapotu ve karidesi en guzel pisen yemek de buydu. Goruntu ve fikir olarak biraz basit gelse de baliklari basariliydi. Cok fazla baharata da bulamamislar, ufacik ufacik dograyip da malzemeyi oldurmemisler, kotu olmamis anlayacaginiz.

Sicaklarda sonraki durak krep, bir yemekteyiz klasigi..

Genel olarak krep restoranlarda elde kalan malzemeleri tuketmek adina tercih edildiginden benim pek tercihim degildir. Icinde bol biberli bir balik karisimi krep sarilmis galeta ununa banilmis ve kizartilmis, gereksiz..

Sirada “Moules Marinieres” , maydanozla renklendirilen beyaz bir sos icerisinde marine olmus midyeler. Sosu oyle olmali ki kasik kasik yeme istegi dogsun icinizde, hatta midyeler bittiginde de patates kizartmanizi (ya da burada ekmeginizi) banabilin. Ama bu durumda sadece midyenizi yiyip sosu birakmak istiyorsunuz, yine bir tat eksikligi ki bence rokforla cok iyi olabilirdi.

Gelelim tatlimiza..

Biz yine ortaya karisik birseyler soyleyelim diye dusunurken Yigit suflesini paylasmamak konusunda oldukca iddialiydi. Pek fazla bulasmayacagimiza soz verip sufle, panna cotta, cikolatali turta ve creme brulee soyledik.

Sufle her ne kadar bize boyle olur diye yutturmaya calissalar da pismemisti, kenarlarinda biraz pisme sinyalleri gosterse de genel olarak su kivamindaydi.

En basarili tatli creme bruleydi. Uzerindeki sekeri incecik ve citir citir, ici ise buz gibi ve agirlikli vanilya tadiyla oldukca lezzetliydi. Panna cotta da framboaz sosluydu ve kivami da cok iyiydi. Her ikisinde de kremanin agirligini pek hissetmiyordunuz. Cikolatali turta ise uzerindeki sosuyla adeta nutella surulmus gibiydi. diger 2 tatliya kiyasla daha agirdi ama onun da lezzeti kotu degildi. Tatlilarda sinifta kalan tek isim sufle oluyor boylelikle, uzgunuz Yigit!

Gelelim genel degerlendirmemize. Hatta soyle yapalim; ben size balik konusundaki kisisel tercihimi -ya da gusto personale mi desek- soyleyeyim siz de degerlendirmenizi ona gore yapin. Acikcasi balik yemege gittiysem onun bas rolde olmasini tercih ederim. Yani baharatlar, sebzeler vesaire rol calmayacak, ufacik parcalara bolunmus olup diger malzemelerin arasinda kaybolmayacak. Belki burada ana yemek olarak bir turlu baliga gecemedigimiz icin bu aradigim ozelligi yakalayamamis olabilirim. O sebeple sufle konusuna bir reserv koyup cok fazla on yargili yaklasmamak kanaatindeyim. Hem de yillar sonra Kuzguncuk’a ugramamizi saglamasi bile yeter de artar bir guzellik bence..