Takip Et:

Karabatak Karaköy

İstanbul her geçen gün güzelliklerine yenisini ekliyor.

Keşfedilecek yerler gittikçe çoğalıyor.

Beyoğlu’nda ilk olarak Cihangir’le başladı, ardından Çukurcuma, Asmalımescit, Kuledibi, Tophane derken sıra Karaköy’e geldi.

Lokanta Maya ve Karaköy Lokantası başı çektiler, sanat galerileri açıldı, derken Lal Dedeoğlu’nun Bej’i aldığı içki ruhsatıyla burada keşfedilecek yeni yerler olduğunu daha büyük kitlelere gösterdi. Şimdi ise labirent gibi sokaklarda pıtrak gibi çoğaldı bu tarz Bobo mekanlar.

Bunlardan biri de Karabatak Karaköy (0212 243 69 93)

Image

Karaali Kaptan Sokağı’na girince ilk olarak sağda küçük bir kilise görüyorsunuz, biraz daha ilerleyince de solunuza Karabatak tüm sempatikliğiyle ortaya çıkıyor.

Image

Image

Dekoru ve çalan müzik o kadar güzel ki ortam sizi içine çekiyor, saatlerce oturmak istiyorsunuz. Yanınızda hoşsohbet arkadaşınız ya da kitabınız yoksa da sorun değil, gazete ve dergiler imdadınıza yetişebilir.

Yanında da güzel bir kahve (Julius Meinl çeşitleri mevcut) de aldınız mı daha ne istersiniz.

Image

Image

Image

Peki ya yemek diye sorarsanız, tok gitmenizi tavsiye ederim.

Eğer tostla doyanlardansanız da sizin için bir problem yok!

2 kere gittim servis 2sinde de çok kötüydü. Bütün elemanlar sanki ilk kez oraya konmuş gibi davranıyorlardı. En basit bir soruda bile içeri gidip soruyorlar, masaları bilmiyorlar, sipariş unutuyorlar ve az sayıdaki yemek bile son derece kötü. Gerçi oturan kimse de halinden pek şikayetçi gözükmüyor.

Ben bir hayli üzüldüm duruma çünkü böylesine güzel bir yer, bu kadar kolay operasyonu olan bir yer bu kadar kötü bir servis sunuyorsa kendisine yazık ediyordur.

O sebeple bir yerde yemeğinizi yiyin, sonrasında kahvenizi içmeye Karabatak’a gidin.

Gerçi kahvaltı ve tost olarak (daha basit ne olabilirse) çok da kötü değiller.

Image

Image

Oradan çıkıp Karaali Kaptan sokakta deniz istikametinde ilerlediğinizde sağdaki kilisenin çan kulesi Atölye 11 diye çok sempatik ve zevkli bir dükkan haline getirilmis. Özel tasarım koltuklar, puflar, yastıklar ve takılarla küçücük yerde çok geniş bir ürün yelpazesi var. Sahipleri dilerseniz mimari danışmanlık da veriyorlar.

Atölye 11’i geçince ileride Ops var, oraya da önümüzdeki günlerde ziyaret etmeyi planlıyorum.

Bu arada geçmiş bir etkinlik hakkındaki duygularımı dile getirmeden de rahatlayamayacağım.

Van Gogh Alive’a giden şanslılardansanız ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Image

Abdi İbrahim’e teşekkür ediyorum, sayelerinde böyle muhteşem bir deneyim yaşayabildik.

Kapkaranlık bir ortam, muhteşem bir klasik müzik ve dev ekranlarda Van Gogh’un tabloları ve mektuplarından alıntılar 360 derece etrafınızda.

”Keske beni olduğum gibi kabul etseler” diyen Van Gogh, bugünleri görse eminim o melankolik halinden bir nebze olsun kurtulabilirdi. Müziğin dahileriyle, resmin dahisini birleştiren bu çalışma karanlık, dev tablolar ve müzikle birleşince tüyleriniz diken diken oluyor. 36 yaşında bir ressam olarak bir değer göremeden vefat eden, ancak resme gönül verdiği zaman içerisinde de hiç pes etmeden üretmeye devam eden sanatçının geldiği nokta gözlerinizi dolduruyor.

Eserlerinin gelişimi, mektuplardan alıntılar ile adeta sizi onun duygusal dünyasının içine atıyorlar, oraya adım attığınızdan itibaren kendinizi Vincent Van Gogh’un beyninde bir odada gibi hissediyorsunuz.

Image

İlk duyduğumda küçümsediğim Van Gogh Alive sergisi, dijitali bize nasıl orijinalinin veridği duyguyu gösterecekki dediğim için utanmama sebep oldu. Müzik notaları ve fırça vuruşlarının buluştuğu sergi son zamanlarda beni en çok etkileyen etkinlik oldu.

Eğer Ankara’da gitme imkanınız olursa 15 Ekim – 30 Aralık 2012 tarihlerinde CerModern’de olacak, kaçırmayın. Buradan detayları bulabilirsiniz.

Kapanışı da favori tablom olan Almond Blossoms ile yapalım.

Bunu yeni doğan yeğeni için yapmış, Japon sanatından ilham alarak yaptığı ilk resim. Yeni tomurcuklanan badem çiçekleri, bir türlü bitemeyen bahara adansın Serrafoodie tarafından..

Image