Takip Et:

Isola di Giglio

O kadar esrarengiz hava bırakıp çıktığım seyahat resmen harcandı.

Bir tek Pietrasanta ile sınırlı kaldı.

Bunun sebeplerinden biri benim keyfiliğim olabilir ama diğeri de Travel+Leisure’a Eylül sayısında (hatta ekimde de) yazacağım yazılar.

Mükerrerlik yaratsın istemiyorlar.

Ben de buna şöyle bir çözüm buldum.

Pietrasanta sonrası Saint Paul de Vence yazmayı planlıyordum, ikisi farklı ülkelerin benzer şehirleri oldukları için.

Ancak dergide bu karşılaştırmayı yaptım ve verdiğim sözden dolayı bunun hakkında ancak ekim ayında yazabilirim.

Belki de yazmadığım çok da insanın gitmediği yerlerden bahsetsem daha iyi olacak.

Hemen suratınız ekşimesin, oralardan da ne cevherler çıkıyor bir bilseniz.

Mesela Isola di Giglio…

Öncesinde Roma ve Isola di Giannutri (burayı pek tecrübe edemediğim için bahsetmeyeceğim) vardı, Roma’ya bilaare değineceğim.

Yola çıktığımızda ciddi bir deniz özlemi vardı, bunu tatmin edemeden akşam 6 sularında Giglio’ya ulaşmak çok yazık oldu.

Efsane koyları vardı diyeceğim de bizim koy dediğimiz bir evin kıyısı/bahçesi. 

Yerlere atılmış çöp, kayalara yazılmış yazılar olmayınca bir garip geliyor değil mi?

Merdivenler bile doğal olarak oyulmuş, deniz öyle bir turkuaz ki artık Göcek’te böyle bir renk görmeniz mümkün değil.

Ufak bir manzara fotoğrafıyla bu kadar sinir olunca size Giglio kasabasını göstermeye korkuyorum.

Bozburun’la mesela hiçbir alakası yok.

Estetiği bozan hiçbir görüntü, çirkin bir bina…

Yok, yok, yok!

Halbuki bakın arkalarda yeşillik var orayı yaksak ne güzel bir site kondurabilirdik! Neyse daha fazla resim görmek isterseniz foodie gallery size yardımcı olabilir, biz adamıza dönelim.

Deniz fenerlerini cok severim de.

Gerçi benim tercihim daha ıssız bölgelerde olanlar.

Bir falezin tepesinde, etrafında başka bir yerleşim yok.

Sadece deniz feneri ve içinde yaşayan şanslı!

Yazar olsaydım yazı yazmak için herhalde bundan daha iyi bir yer olamazdı.

Gerçi ben nedense çok romantik de buluyorum.

Konu nasıl bu kadar dağaldı anlamadım, şurada Giglio’dan bahsediyordum, ha tabi ben deniz fenerlerinin sempatikliğine vurulmuştum.

Adayı etraflıca gezme fırsatı bulamadığımız için ben sadece bu kasabada gördüklerimden bahsedeceğim.

Öncelikle son derece canlı bir ada.

Yaşlısı genci, yerlisi turisti çeşit çeşit insan var ve de restoran ve barları dolduruyorlar.

Her ne kadar gitme fırsatı bulamamış olsak da restoranlardan en çok metedileni ”Trattoria La Vecchia Pergola” idi. Belki sizin yolunuz düşer de bana söylersiniz nasıldı.
Aperitivo almak isterseniz çok hoş barları da var, bizim gittiğimiz saat 19:00 gibiydi ve restoranlar boş olsa da millet birer ‘aperitivo’ içiyorlardı.
Restoranların yanısıra sahil boyunca birçok hediyelik eşya satan dükkana da rastalayacaksınız. Bunların aralarında kalitelileri de var kalitesizleri de, seçim size kalmış.
Bize en değişik gelen havlulara, masa örtülerine anında isim, resim işleyen hanımkızımızın dükkanıydı. Aslında ilk bakışta pek ilgimi çekmedi çünkü pek bir tıkabasa doluydu, sonra kıt ingilizcesiyle marifetlerinden bahsedince hemen yakaladı bizi.
Sırf bebek önlükleri yok, merak etmeyin.
Hemen teknenin ismini havlulara işlettirdik, bir de önde gözüken içinde deniz kabuğu bulunan sabunlardan aldık, enişte her elini yıkadığında heyecanla o kabuğa ne zaman ulaşacağını bekliyordu.
Çok lezzetli hamur işlerinin satıldığı pastane/bakkalımsılara da uğramayı unutmayın. Hepsi de ev yapımı, tattığınızda da çok beğendiğinizi belli etmeniz lazım (beğeniyorsunuz zaten, o kadar lezzetliydiler ki), satan kişi aynı zaman da onları pişiren kişi ve övgüyü de hak ediyor.
Giglio’da alternatifler sadece yeme-içme, alışverişle sınırlı değil. Sizi kumsallara götüren motorlarla gezebilirsiniz. Anladığım kadarıyla scuba diving de yapan çok vardı.
Adadaki tek yerleşim birimi burası değil. Giglio Porto olarak geçiyor, diğer taraflara da otobüs ya da motorla gitmeniz mümkün. Biz gidemedik, bilemiyorum nasıl yerler.
Giglio seyahatimiz için oldukça iyi bir başlangıç oldu.
Sessiz, sakin ve de çok fazla sizi yormayan. Bizim gibi gezme meraklılarına ‘soft’ bir giriş. Aslında iyi de olmuş çünkü bundan sonra yeni yer görme heyecanı ve görülecek yerlerin çokluğu bizi öylesine yordu ki bi anda çöktük! Bakın :