Takip Et:

Geziyi Unutma!

 

Bir sene önce bugün; hepimizin 1 gecede örümceğe dönüştüğü gün!

Bir sene önce bugüne kadar kafamızda ufak tefek soru işaretleri olsa da çoğumuz demokratik bir ülkede yaşadığımızı düşünüyorduk. Gösteri düzenlemek, parkta oturmak, düşündüğümüzü dile getirmek, sokakta ekmek almaya güven içinde gitmek ve hatta yaşayabilmek gibi basit beklentilerimiz vardı.

Bir sene önce bugün; apolitik gençliğin kabuğundan çıkıp ben de buradayım diye bağırdığı gündü.

Bir sene önce bugün; hiçbirimizin hayatında Ethem Sarısülük, Berkin Elvan, Ali İsmail Korkmaz, Mehmet Ayvalıtaş, Medeni Yıldırım, Ahmet Atakan ve Abdullah Cömert isimleri yoktu.

Bir sene önce bugün; bu gencecik canlar hayattaydılar.

Processed with VSCOcam with g1 preset

Gezi olayları hepimizin hayatlarını, olaylara bakış açılarını, okuduğu haberleri, endişelerini bir gecede değiştirdi. Yıldönümüne yaklaşırken o dönemde çok atıfta bulunulan Kafka’nın ”Dönüşüm”ünü okuyarak anmak istedim. Milletçe içinde bulunduğumuz klostrofobik durum 100 sene önce öyle güzel tasvir edilmiş ki, üzerinde çok da fazla konuşmaya gerek kalmıyor.

Processed with VSCOcam with f2 preset

Dayanamayacak duruma gelince edebiyat sığınılacak güvenli bir liman vazifesi görüyor. Hele bir de onlarca yıl öncesinde usta bir kalem dile getirmek istediklerimizi öyle bir ele alıyor ki. Onun söylediklerini yansıtmaktan başka birşey yapmaya gerek kalmıyor. Kafka’dan sonra Stefan Zweig da hislerime tercüman oldu. 1942 yılında Nazi Almanya’sından kaçıp sığındığı Brezilya’da hoşgörüsüzlük, otoriterlik ve insanlığın geleceği için duyduğu umutsuzluk üzerine bir not yazarak intihar etmeden hemen önce yazdığı uzun öykü olan ”Satranç”tan bir alıntıyla bu yazıyı çok uzatmadan bitirmek istiyorum:

”Ama böyle hızla gelen bir ün, böyle boş bir kafayı nasıl sersemletmez ki?” diye bağladı sözü. ”Yirmi bir yaşındaki Banatlı bir köylü çocuğu, birdenbire bir tahta üzerinde birkaç taşı oynatmakla, bütün köyünün odun keserek ve en ağır işleri yaparak bir yılda kazandığından daha fazlasını bir haftada kazanırsa, kendini beğenmişlik hastalığına nasıl kapılmaz? İşte o zaman bir Rembrandt, bir Beethoven, bir Dante, bir Napoleon hakkında en ufak fikri olmayan birinin, kendini büyük bir insan sanması aslında o kadar kolaydır ki. Bu çocuk duvarlarla çevrilmiş beyninin içinde yalnızca tek bir şeyi biliyor, aylardır tek bir satranç oyununu kaybetmediğini; ve dünyamızda satranç ve para dışında başka değerler de bulunduğundan haberi olmamasından ötürü, kendisinden etkilenmesi için her türlü nedeni var.” S.Z. – Satranç