Takip Et:

Curiosity Killed the Cat

Her blog yazışımda çok şaşırıyorum. Bazen hiç yazasım gelmiyor, bazen su gibi gidiyor, bazen bir konuya başlıyorum, yazının ortasında başka konuya atlıyorum. Kesinlikle öngöremiyorum, beni nerelere götürecek diye.

Bugün de asıl planım yapılacaklar ve yapılmayacaklar listesi hazırlamaktı. Kendi kendime nette gezinip bakıyordum ne yazabilirim diye. Sonra aklıma Müzede Changa’da Anish Kapoor’dan esinlenilen bir menü hazırlandığı geldi, sonra Anish Kapoor sergisine hala gidemediğim. Ne kadar ayıpladım kendimi. Buradan başka bir bağlantı Roma’daki MAXXI müzesi ziyaretimizle kuruldu. Roma’da başlayan tekne turumuzda hareket etmeden önce 2 gün orada geçireceğimiz içiz, Zaha Hadid tasarımıyla inşa edilen 21. yüzyıl müzesi MAXXI’yi gezmemek olmazdı. Annem, Semra ve ben uzun bir taksi yolculuğundan sonra (müze açılalı henüz 1 sene olmamıştı ve taksi şoförleri hala bihaberdi) müzeyi bulabilmiştik. İlk gördüğümüzde de değişik duygu evrelerinden geçmiştik. Bu kadar tarihi bir şehirde böylesinde modern yapıyı önce şaşkınlıkla, sonra ‘oldu mu şimdi bu, buraya?!’ tutuculuğu ve sonra da aslında ‘baya da ilginç bir kontrast olmuş’ duygularıyla karşıladık.

L1130159

Günün ilerisinde (Roma’nın orta çağdan kalma görüntüsü göz önünde bulundurulduğunda da düşünün ne kadar ilerisinde!) bir tasarımı olan binanın içine girdiğiniz sanki sizi geleceğe ışınlayan bir kapıdan geçmişsiniz hissine kapılıyorsunuz. Havada asılı gibi duran merdivenler, modern ışıklar ve sanat eserleri ise kremanın üstündeki vişne oluyor.

L1130167

Benim 21. yüzyıl sanatıyla pek aram yoktur, takip etmeye çalışırım ama pek de hayranı olduğum söylenemez. Bu konuda ailemizin bilgili kişisi Semra’dır, burada da en çok Anish Kapoor’un eserini merak ettiğini dile getirince ben de ilk kez Kapoor ve devasa eserleriyle tanışmış oldum. Böylelikle 21. yüzyıl sanatı dağarcığıma yeni bir isim eklendi. 2011 yazından sonra da elimden geldiğince eserleriyle ilgilenmeye özen gösterdim. Beijing’de düzenlenen yaz olimpiyatlarının ismi benim için Ai Weiwei idi (Olimpiyat stadından dolayı), nedense bir sporcudan ziyade olimpiyata katkıda bulunan sanatçı bende daha çok iz bırakıyor. Londra Olimpiyatları’nda ise Anish Kapoor’un Arcelor Mittal Orbit  eseri hafızamda yer etti. Eserin tasarımı nedense bana özgürlük anıtının meşalesi ve bir rollercoster karışımı havası verse de tekrar bir bakayım dediğimde Wikipedia’dan aslında bunun Babil kulesinden yola çıkarak Eiffel ve Tatlin’in kulelerine bir gönderme olduğunu öğrendim. Bir merak diğerine götürüyor işte bir de arada nedir bu Tatlin Kulesi diye bakıverdim, Rus mimar ve tasarımcı Tatlin’in taslaklarda kalan ve hiçbir zaman inşa edilmeyen kulesi çok ilginç geldi, 400 metre yüksekliğiyle Eiffel kulesini ezmesi planlanmış. Demir, çelik ve camdan yapılarak modernitenin sembolu olması beklenmiş. Böyle bir eserin inşa edilmemiş olması çok yazık olmuş. (yine feci daldan dala uçtum, her paragrafımda konuyu nereye bağlayacağımı unutuyorum)

Tam anlamıyla bir açıkhava müzesi olan Roma’da eksikliği hissedilip yarışmalar düzenleyip dünyaca ünlü Zaha Hadid’in tasarımıyla inşa edilen, yine alanının en ünlüsü sanatçıların eserlerini barındıran MAXXI bir yana, Beijing olimpiyatlarında Ai Weiwei gibi politik açıdan çok aktif bir sanatçı tarafından tasarlanan, muhalefetleri susturmakta çok başarılı (Ai Weiwei de bir dönem fikirlerinden ötürü bir tutukluluk dönemi yaşamıştı) bir ülkede yer alan nefes kesen bir mimariye sahip Beijing Ulusal Stadyumu bir başka yana ve son olarak da 2012 Londra Olimpiyatlarında, olimpiyat köyünün inşaası sırasında Londra Belediye başkanı Kıbrıs Türkü asıllı Boris Johnson birşeylerin eksik olduğunu fark edip bir sanat eseri yaptırmaya karar vermesi ve Anish Kapoor’ın ArcelorMittal eserinin böylece ortaya çıkması da bir diğer tarafa konduğunda ‘biz ne yapıyoruz peki kuzum?’ diye sormazlar mı?! Biliyorum binbir skandalla uğraşıyoruz, devlet büyüklerimiz şu anda başka dertlerden muzdarip ama allahaşkına 2002’den beri sanat yıkılacak bir heykel, sansürlenecek bir yazı ve desteklenmeyecek fimler dışında ne kadar hayatımızı meşgul etti?

Tuğrul kesin bu yazıyı okuduktan sonra yine başlamışsın atarlanmaya diyecek ama ne yapayım durum çok vahim. İstanbul büyükşehir belediye başkanı acaba dünyanın en büyük şehirlerinden birinin yönetimi onun elindeyken kafasını sanata ne kadar yordu çok merak ediyorum. Bir de Boris Johnson sanat eseri olmadan bir şeyler eksikti deyince benim sinirim bozuluyor. Her taraftan beton binalar yükselirken, Nazım Hikmet heykelini Ortaköy’e koydurmayan büyükşehir belediyesine bir yavaş ol diye bağırmak istiyorum.

Hard/Soft Power kavramlarını devlet olarak değil de şahsi olarak dikkate alanların başımızda olduğu bir ülkede yaşarken beklentilerim biraz fazla kaçıyor farkındayım, ama vazgeçmek de iyice umutsuzluğa sürükleyeceği için Don Kişot olmak sinirlerime biraz daha iyi geliyor.

Politik konulara da bulaştığıma göre artık kendime bir dur demenin zamanı geldi. Blog yazmaya başlayıp merak içinde konudan konuya atlamak böyle ilginç bir yazının çıkmasına sebep oluyor. Merak kediyi öldürür demişler o sebeple ben  artık yazının özüne dönüyorum;  2 Şubat’ta Anish Kapoor sergisi sona eriyor, Sakıp Sabancı Müzesi’ni mutlaka ziyaret edin bitmeden.