Takip Et:

Bir Hayli Serbest Çağrışım

Hani bazı zamanlar vardir bir türlü yazacaklarınızı toparlayamazsınız. Bugün de öyle oldu. Dünden itibaren yaşadıklarımı anlatarak başlayayım dedim, bir türlü gelmek istediğim yere varamadım. Halbuki bu yazıyı yazma niyetinde değildim dün, neden oradan başladıysam anlatmaya. Sabah güzel bir müzik koydum (mesela dünden anlatmaya başlayınca bu detay gibi gözüken bölümü atlamak zorunda kalmıştım). Bir müzik deyip geçmek olmaz. Birsen Tezer’in sesini duydunuz mu? Sizi öyle farklı duygulara gark ediyorki, anlatabilmem mümkün değil. O sebeple siz dinleyin, yazımızın fon müziği olsun.

Biz kendisini ikinci albümü olan, ‘İkinci Cihan’ ile tanıma fırsatı yakaladık, o günden beri de vazgeçemedik. Şimdi konserine gitmeyi dört gözle bekliyoruz. 25 Ocak’ta Kadiköy Sahne’de, 3 Mart’ta da BKM Beşiktaş’ta sahne alacak. Kaçırmayın derim.

Neyse, fonda Birsen Tezer’in müthiş sesi elimde dün Halt Galata‘dan aldığım Kekliktepe Zeytinyağı, şişeyi inceliyorum. Üzerindeki ‘sadece 1568 adet’ etiketini görüp aldım. Dikkatlice inceleyince Urla’dan diye yazdığını gördüm ve Urla’yla ilk tanışmamız aklıma geldi. Canım arkadaşım Melisler’in yazlığındaki efsane seyahatlerimiz aklıma geldi. Oturdum hepsini tek tek, suratımda salak bir gülümsemeyle okudum. Kafamda bu anılar, aklım Urla Şarapları’na kaydı, yoksa onların üretimi miydi? En beğendiğim bu Türk şarap markası mutlaka kötü bir zeytinyağı üretmez dedim (Tempus ve Vourla favorilerim), ama onların değilmiş. Üzerinde Tariş tesislerinde üretilmiştir’den başka bir bilgi olmayan Kekliktepe oldukça gizemli geldi. İnternet sitesinde Urlalı iki eski arkadaşın hayalinin realize edilmesiyle ortaya çıkmasından öte de bir şeyden bahsedilmiyor. İlginç bir pazarlama taktiği gibi geldi bana.

Tekrar ortama dönersek, fonda Birsen Tezer, aklımda Urla seyahatlerimiz, Kekliktepe Zeytinyağını bir tadayım dedim.

Kekliktepe Zeytinyağı

İlk kez Floransa’da Cordon Bleu’de zeytinyağı tadımına denk gelmiştim, Umbria bölgesinin zeytinyağlarını deniyorduk. Rengi, tattığınızda boğazınızı yakması, sonrasında ağızda kalan tat şarap tadımlarına benzerlik gösteriyordu. Bir tek daha sonradan kendisi de chef olan arkadaşım Murat’ın gösterdiği elinize birkaç damla döktüğünüzde teniniz tarafından emilirken gösterdiği reaksiyon da doğallığı konusunda fikir vermesi, şarap tadımından farklılaşıyor. O sebeple, zeytinyağı deyip geçmemek gerekiyor.  Ben de Kekliktepe’yi bu ciddiyetle tattım, berrak yeşilimtrak rengiyle (İlk el puslu, sarımtrak), ardından tattığınızda boğazınızı bir haylı yakıp, yanma hissi geçtiğinde ağızda kalan temiz zeytin tadıyla hoşuma gitmedi değil. Ama 2. şişesini bitirdiğim ‘İlk El’e taban tabana zıt gibi geldi bana. Sanıyorum Kekliktepe’nin asit oranı daha yüksek. Web sitesinde araştırdım, ancak bu konuda bir bilgiye rastlayamadım. Son olarak da kızarmış ekmeğime döküp tadına baktım, gerçekten çok fresh bir tadı var. Özellikle salatalarla çok iyi gideceğine dair bir his var içimde. Bunlar, yemekten anlayan ve profesyonel olarak ilgilenen bir insan olarak içgüdülerimle söylenmiş şeyler. Zeytinyağı tadımında daha usta olan insanlardan birşeyle daha öğrenebilirsem sizinle paylaşacağım. Şimdi benim, Mavra’da kuru fasulye tadımına gitmem lazım. Bir sonraki yazıda görüşürüz…