Takip Et:

Baby Did A Bad Bad Thing

Biraz arayi actim. Farkindayim.

Bunda internetin yoklugu baya etkili oldu. Hemen arayi kapatmak lazim!

O sebeple bugun kolayca havaya sokacak bir muzik secimi yapalim.

Chris Isaak, tamam!

Gelelim yer secimimize..

White Mill, Cihangir.

Onceki haftasonu Freshtival’dan kactiktan sonra Cihangir’e gidelim, buluruz bir yer dedik. Tabi cumartesi gunu olmasinin bir dezavantaji vardi, neyseki erken bir saatti. Arabayi park ettikten sonra hemen gozumuze carpti. Ben ilk olarak logosundan dolayi Wi-Fi’si olan -ve bunu oldukca abartan- bir kafe oldugunu zannettim. White Mill’mis megerse.

Icerde rahat koltuklarin bulunmasi da bu gorusumu kuvvetlendirmisti halbuki. Hem bos da gorunuyordu. Denemeye degerdi.

Sonra iceri bir girdik (aslinda disari ciktik daha dogru olacak), fikrimiz degisti.

Megerse hemen arkasinda kocaman bir bahcesi varmis. Bos ama bu tamamen firtina oncesi sessizlikten kaynaklaniyor. Her yer rezervasyonluymus, erken gelmemiz ve sonra masa sahipleri geldiginde bara gecicegimizi soylememiz sayesinde bir masamiz oldu.

Oldukca mutluyduk, sicak havada disarida oturabilecektik, hem de Cihangir’de boyle bir bahce beklemiyorduk.

Bu ortam hem cok keyifli arkadas sohbetlerine, hem de romantik yemeklere oldukca uygun.

Bi de “let me down easy” calsa..

Masamiza kurulduk.

Yemek secimine gectik. Oyku’yle aramizda bir saglikli yemek secelim geyigini gecirdikten sonra o deniz mahsullu salata ve ben de buharda pismis levrek tercih ettik.

Daaatttt

Yanlis secim.

Kimyonlu patates puresi uzerinde levrege benzeyen ama pek tadi tuzu olmayan bir balik ve haslanmis sebzeler. Yani aslinda bence White Mill’in degil de benim sucum. Bu yemek ne kadar guzel olabilirki (saka yapiyorum mutlaka guzel yapacak yerler vardir). Biraz fazla hastane yemegi gibiydi.

Oyku’nun salatasindaki deniz mahsulleri de biraz hayalkirikligi yaratti, onlarda da tat eksikligi vardi. Resimden de anlasilacagi uzere kalamarla bayagi kuruydu, sanki donuk gibi.

Bu arada “blue spanish sky”a gecelim..

It’s a big blue spanish sky,

lay on my back and watch the clouds roll by..

Amaaa size suc bizde demistim. Cunku Melis ve Hakan’in yemekleri son derece lezzetliydi.

Hakan’in Rokfor soslu Bonfilesi tam kivaminda pismisti ve yumusacikti.

Siz etin kucuk gozuktugune bakmayin son dakikada yakalayabildim fotograf icin. Yaninda sote mantar ve karamelize soganla servis yapildi. Gayet lezizdi.

Melis de Mantarli ve Tavuklu Tagliatelle istedi.

Bunun da tadi tam kivamindaydi. Makarna al dente.

Biz yanlis secimlerimize yanip “speak of the devil”i duymazdan gelip tatli soylemedik. Hizli olmamiz gerekiyordu. Masa sahipleri gelmisti, bahcedeki bara gecip icki almaya devam etmemiz gerekiyordu (sart degil tabi!). O yuzden Corvus Teneia’larimizi alip oraya gectik. Grubumuz da kalabaliklasti. Aslinda geceye devam etmek icin bir toplanma noktasi gibi oldu. Toplandigimiza gore istikamet ,Can sagolsun, ickilerimizin mesajla geldigi Hardal oldu. Sonra..

“What a wicked game to play”..