Takip Et:

“Ayri dusmusuz yan yana” ya da “Dalyan Deltasi”

Koylarimizi gezdik tamamdir, ama bu yazi bir turlu tam getiremedik. Istanbul’da sel kiyamet koparken Gocek’te de etkilendik tabiki.

Hava kapadi, ruzgar cikti ve sonunda simsekler cakmaya baslayinca marinanin yolunu tuttuk.

Nasil zaman gecirebiliriz.

Atlayalim arabaya biraz da oyle gezelim dedik ve Dalyan’a dogru yola koyulduk.

Kucuk bir yanlis anlasilmadan dolayi ilk olarak Koycegiz’e ugramak durumunda kaldik. Cetin Altan’in anlata anlata bitiremedigi Koycegiz..

Size guzel olan tek tuk yapilarin ve detaylarin oldugu 2 tanecik fotograf cekebildim cunku cirkin bir mimari hakimdi. Bu eski rum evlerine bakmayin siz, beton beton binalar olmus her yer.

Koycegiz golunun kenarinda cay bahceleri kurulmus, orada sorduk sorusturduk, cabaladik gezmeye deger bir yer buluruz belki diye ama i ihh hicbirsey yok.

Biz de cok zorlamayalim Dalyan’in yolunu tutalim dedik.

Dalyan Koycegiz golunun bir kanal vasitasiyla denize ulastigi delta. Sazliklar icerisinde Dalyan cayindan gecerek Iztuzu plajinda Caretta Caretta’larin ureme alanina ulasabiliyorsunuz, dagin icine gomulu kaya mezarliklarina da sahit olarak. Ya da tam tersi istikamette camur banyosu keyfi yapabilirsiniz.

Biz Iztuzu Plajina kadar olan gezintiyi daha once yaptigimiz icin once Dalyan’i gezelim sonra gideriz diye dusunduk. Cunku zaten hepi topu (denize girmeyecekseniz eger) 1 saat suruyor. Isterseniz 70 tl verip ozel motor da tutabilirsiniz, ya da dolmus misali dolmasini da bekleyebilirsiniz.

Bu arada Dalyan kooperatifler cenneti. Herseyin kooperatifi kurulmus cok sasirdim. Balikcilarin, motorcularin, taksicilerin..

Once birseyler yiyelim dedik. Arastirmadan gittigimizden pek bir beklentimiz olmadigi icin tost filan atistirmayi tercih ettik. Yoksa tabiki samuraya benzeyen mavi yengeclerden yemek isterdim. Hatta zamaninda Liz Taylor bunlardan aldirtirmis. Baska bir bahara diyip dolasmaya cikiyoruz.

Koycegiz’i begenmedik cunku hic gelismemis betornarme bir anadolu kasabasi gibiydi. Peki bu ne?

Olaganustu doganin, manzaranin ortasinda yine insanimiz cirkinlestirmek icin elinden geleni yapmis. Tabelalar, acaip renkli binalar, turistler icin satilan onlarca ivir zivir (hatta neredeyse kapali carsida gibi hissedeceksiniz kendinizi cakma cantalar filan da mevcut), estetikten uzak restoranlar..

Ama kimse sikayetci gozukmuyor. Oteller, pansiyonlar turistten gecilmiyor. Begenmedigimiz restoran-kafelerde birasini alan oturmus maclari bekliyor. Ozellikle de Ingilizler’i gorecektiniz.

Maalesef yurdum insani sasirmis durumda, turistleri memnun etmek icin ne yapacaklarini bilememisler. Halbuki koy onlerine biralarini ve bir de maclarini mutlu mesut izlesinler. Hic oyle Hint-Italyan-Thai mutfagini bir araya katmaya gerek yok. Ben gordugumde dumur oldum, fotografini cekmeden edemedim.

Tabela kirliligi her yerde, manzarayi izlemeye calisirken bile..

Neyse bunlari gecelim biraz da lokal odak noktalarina konsantre olalim. Dalyanda mavi yengeclerin meshur oldugunu soylemistim. Bir baska meshurumuz da balik yumurtalari. Benim alisik olduklarim disi mumlanmis olanlardi. Balik pazarinda da hep onlardan alirdim (kucuk bir puf noktasi, isiga tutunuz balik yumurtasini, siyah bir damar gormuyorsaniz aliniz). Babam pek sever zaten bize de “Dalyan’da mumsuz balik yumurtasi vardir, Eniste’ye mutlaka alin” diye o soyledi. Hemen kucuk bir arastirma yaptik nereden bulabiliriz diye. 2 yol var. Ya gidip motorla Iztuzu’ndan alacagiz, ya da Dalko diye bir kooperatif var, balikcilarin. Oraya soyluyoruz 1-2 saat icerisinde bize getiriyorlar. Gittik Dalko’ya maalesef balik yumurtasinin zamani degilmis. Bu arada mumsuz balik yumurtasina onlar “Fiska” diyorlar. Mumlanmisi biraz daha dayanikli oluyormus.

Yavastan Dalyan’a isinmaya basliyoruz. Turlamaya devam..

Ta taamm, bisey daha bulduk!

Bu marangoz atolyesine ba-yil-dim! Ruzgar gulleri, topaclar, oyuncaklar, kus yemlikleri, susler vs. ve hepsi de o kadar zevkli, sempatikki. Hemen bahceye koymak icin aldik. Ben ruzgarda kanatlarini oynatan marti aldim. Ama aklim leylekde kaldi o kadar sekerdiki, tasima problemi olmasa daha neler alirdik..

Havaya girmeye basliyoruz. Simdi istikamet turlarken gozume kestirdigim el yapimi sandaletler..

Bayilirim bunlara, ozellikle hafif primitif halleri cok hosuma gidiyor. Ilk basta biraz rahatsiz gibi gelse de (kosele tabandan dolayi birkac gez dusme tehlikesi de gectikten sonra) zamanla gittikce yumusuyor ve rahatlasiyor. Bodrum isini cok severdim, burada da gorunce tabi hemen saldirdim (Floransa’da da Basilica di San Lorenzo’nun hemen karsisinda var bunlardan tepe tepe giyiyorsunuz hicbirsey olmuyor, o kadar memnun kaldim ki 2 senenin sonunda aynisindan 1 tane daha aldim ama gerek yokmus eskiyle yeniyi ayirt edemiyoruz), denedigim butun modeller birbirinin ve bende olanlarin aynisi olunca devreye annemler girdi ve aklimda olmayan farkli bir model aldirdi, bilin bakalim hangisi =P

Ali Ustamiz da sihirli elleriyle sip sak birkac istedigim rotusu yapti. Ne kadar cabuk olsa da maalesef bu arada yagmur da basladi. Dolayisiyla bizim motor gezisi yalan oldu.

Biz de Gocek’e donus yoluna koyulduk. Yillardir gelip de bir turlu gelisimine tanik olamadigimiz Gocek. Yeni marina, Swisshotel ve rezidanslarla belki bir nebze degisir diye beklerken hep ayni.

Ayniydi artik cunku ufak bir degisikligimiz var. Wanda Delicatesse sarkuteri eksigini gidermis. Sadece bununla da kalmamis guzel saraplari ve gurme yiyecekleriyle buyuk bir degisiklik olmus. Biz eger yurumek icin en uc noktasinda arabadan inmeseydik belki de goremeyecektik ve beyaz cikolatali cheesecake’ini yeme firsati yakalayamayacaktik. O sebeple biraz daha duyurulmaya ihtiyaci var. Aslinda Port Gocek’in icinde acilsaymis pek de bir iyi olurmus. Belki seneye yogun bir talep olursa kim bilir..

Aaa simdi hatirladim Wanda’dan Marmite (bu basli basina post konusu olabilecek bir yiyecek, hatta efsane) alacaktim, unuttum. Tuh! Var midir Istanbul’da satan acep? Yummy!

Marinaya donus yolunda tabi cheesecake bizi kesmediginden biraz da taze badem alalim dedik..

Arabanin uzerinde yazan yaziyi gorebildiniz mi? Okuyamadiysaniz hemen yazayim!

Hayat guzel, yasamak var madem!

Yiyelim o zaman, buzlu badem!

Amca da bu mottosuna pek bagli gozukuyor degil mi?!

Bu da beni kesmedi, bisey daha lazim diye dusunurken..

Midye dolma!

Iste burda annenizle tatilde oldugunuz gercegi suratiniza bir tokat gibi carpiyor.

“Serra! Midye yemegi dusunmuyorsun herhalde!”

Tabiiki de dusunuyordum. Gocek’te midye yemicektim de nerde yiyecektim. Alper sagolsun Beyoglu’nda bile yemisligim vardi ve hala tek parca halinde annemin karsisindaydim. (Sabah saglikli bir sekilde uyandigimda buna baya sasirmistim gerci) Urla’dan sonra burda da mutlaka yenmeliydi. O arada az once sizinle paylastigim Beyoglu ve midye olayini annemle de paylasma hatasini yapinca kos kos tekneye donmek zorunda kaliyorsunuz benim gibi. Bir de ustune midyenin ne kadar zararli olduguna yonelik bir tirad dinleyerek..

Benim kafamda ise baska birsey..

“Hayat guzel, yasamak var doya doya!

Yiyemeyecek miyiz bir midye dolma!”

P.S. Bu post Bulent Ortacgil’in “Ayri dusmusuz yan yana” (aka. Dalyan Deltasi) isimli sarkisiyla beraber okunursa daha bir keyifli olabilir! Jehan Barbur soylesin lutfen..