Takip Et:

Anneannem İçin Bir Yazı

Sizi baştan uyarayım, bu tamamen kişisel bir yazıdır.
Hep yediklerimi gördüklerimi unutmamak adına yazıyorum diyorum ya, bu sefer durum biraz farklı.
4 gündür hayatımın 28 senesi sürekli gözlerimin önünden bir film şeridi gibi geçiyor.
Yalnız bahsetmem gereken çok önemli bir detay var, bu film şeridinde başrolde anneannem var.
Hiçbir dakika ya da saniyesini kaybetmek istemediğim bu film şeridini belki blogumda ölümsüzleştirebilirim dedim, bir nevi “tribute post”u (yazılarımın arasına ingilizce kelimeler sıkıştırmamdan hiç hoşlanmazdı) yani, güzel anneannem için.

20130507-234129.jpg

Anneannemle tanışmamız ve geçmişimiz daha sakin olsa da,

20130507-234913.jpg

Benim hatırladığım şöyle birşey;

20130507-234953.jpg

Anneannem beni zaptetmeye çalışırken felçli olduğundan dolayı biraz fazla tırnaklarını geçirirdi düşmeyeyim diye, ben de kurtulmak için çırpınıp ağlardım. Ne kadar ciyaklasam fark etmez yine de öper, koklardı beni. Bu davranış biçimi, şimdi çok gurur duymasam da anneannemle tüm ilişkimizin temelini oluşturmuş, ben ne kadar kaçsam da o hep bana sıkı sıkı tutunmuş, ancak şimdi anlayabildiğim büyük bir bağ oluşturmuş aramızda.

Öyle ki çocukluğumu her düşündüğümde ilk aklıma gelen anneannem oluyor. Çocukluğumun büyük bölümü ve ergenliğim (ne yazık ki) anneannemin evinde geçti. İlk kolluksuz yüzmem, ilk 2 tekerlekli bisiklete binmem (ki o dönemki en büyük başarılarım) anneannemin bahçesindeydi, müsamere kostümlerimi o dikti, lise sınavlarına hazırlanırken hocalara o gönderdi, küçük odamdan sıkıldığımda büyük odasını bana o verdi, kendisi yemek konusunda pek iyi olmasa da ben merak ediyorum diye ilk kez kurabiye yapmayı bana o gösterdi, çocukluğumun en eğlenceli bölümleri gibi kaşımdakı küçük yarık da anneannemde yaramazlık yaparken başıma geldi.. Önce kurbik ve tembel tavşanın hikayeleri ve ninniler, ardından bahçede edinilen arkadaşlar ve artık öğle yemekleri için sokakta peşimden koşturan Gülümser Ablam, ardından Piramit (şimdi yerinde yeller esse de) açıldı ve sınırlarımız biraz daha genişledi. Orada daha fazla oyun oynamak ya da McDonald’sta Happy Meal menüsü için anneannemden koparılan harçlıklar, ha bir de sokaktan geçen mısırcı için de her gün mutlaka haraç keserdim, havuz arasında süt mısır mutlaka yenirdi. Sonra bahçede gece saklambaçları en eğlencelileriydi belki de, bütün site gecenin bir yarısı bizim bağırışlarımızla deli olsa da bize pek fark etmezdi, biz sanki öğle vaktiymiş gibi oynamaya devam ederdik, anneannem de uyumak için benim eve gelmemi beklerdi. Biraz daha büyüyünce havuzbaşında sabahlama seansları başladı. Sitenin bütün gençleri, artık konuşacak ne konu buluyorsak sabah kadar gırgır şamata. Her ne kadar anneannemin aklına yatmasa da ben mutlu olduğum sürece ona tamamdı, tabi peşimden mutlaka birileri kontrole gönderilirdi. Bu arada çocukluğumun tüm hiperaktivitesi ve ergenlik antipatime en yakından şahit oldu.
Ben de farkına varmadan onun güçlü karakterine tanık olmuşum. Hayatının son 36 senesini tekerlikli sandalyeye mahkum olarak geçirse de kimseye muhtaç olmadı. Hayat, ona bir telefon uzaklığındaydı. Banka müdiresi, eczacı, bakkal, tuhafiyeci kim varsa aranır ve işi halledilirdi. Ziyarete gittiğimde kazara “anneanne tatlı bişey var mı?” Diye sormayayım, 15 dakika sonra Dilek Pastanesi’nden tahinli çöreğim gelirdi ya da pudra şekerli boş börek (sonradan isminin kürt böreği olduğunu öğrendiğim) hazırlanırdı. Benim iyice kendi keyfime düştüğüm zamanlar ise -ki bu 70 yaşından sonra oluyor- bir bilgisayar edinip msn messenger’dan komik komik mesajlar ya da mailler gönderirdi. Bir muhatap bulamadığında da ya solitaire ya da tavla oynardı bilgisayarda kendi kendine, şikayet etmek doğasında yoktu, gerçi telefonla aradığımda hep çok hastaymış gibi bir ses tonuyla açıp, 2 dakika sonra da yaptığı numarayı unutup gayet keyifli konuşmaya devam ederdi. Aslında küçük numaraları da yok değildi ve bizi inanılmaz güldürürdü. Annemle başlayıp sonra benimle devam eden telefon dinlemeleri, bir cümleye akım diye başlayıp bokum diye bitirerek sizi hem vezir hem de rezil ederdi. Dayım, annem, ben bu hallerine hep çok gülerdik, bizi hep çok güldürdü. Son anına kadar da çok güldürdü. Bizi keyifli gördüğünde maviş gözleri bir başka ışıldardı çünkü, o da rolünü oynamaya devam ederdi. Zaten bir arada olduğumuzda ya çok gülerdik ya da bangır bangır tartışırdık. Çoğunlukla da eve başım ağrıyarak dönerdim. Benim genellikle büyük destekçim olduğundan annemle tartışmalarımızda ya onu arardım arka çıksın diye ya da zaten onun karşısında tartışırdık, ne çok üzülürdü, ikimize de hak verir kimi destekleyeceğini şaşırırdı.
Anneannemin karşısında hiçbir zaman büyüme ihtiyacı duymadım, sanki hep 10 yaşımdaymışım gibi hissettim, o rahatlıkla da davrandım. Ama o aynı yaşta dondurulmamıştı, bu da maalesef acı bir kayıpla anlaşılınca sudan çıkmış balığa döndüm. Ben 4 Mayıs’tan beri ne yapacağımı şaşırmış durumdayım. Devamlı bu anılar ve anneannem gözlerimin önünde, sanki benden biri zorla almaya çalışıyor da bırakmamak adına ben sıkısıkıya bağlanıyorum gibi, ya unutursam diye. Halbuki bir taraftan biliyorum ki o anılar benim anneannemle aramdaki bağ gibi bana sıkı sıkıya bağlılar ve hiç kaybolmayacaklar. Onun maviş gözleri gibi, şimdi bizim yanımız yerine Özko’sunun yanında ışıldıyorlar.

20130508-012407.jpg

20130508-013644.jpg

20130508-013724.jpg