Takip Et:

Ajans Serrafoodie

Bu sefer farklı bir tarz deneyeceğim, bakalım tutacak mı?

Son zamanlarda hep bir tek yer üzerinden yazılarımı yazıyorum, uzun uzun anlatıyorum. Ama ne yazıkki her yer öyle uzun uzun anlatmaya değer olamıyor, ya da ben kısa bir zaman geçirmiş oluyorum, bir fikrim oluyor ama paylaşacak yerim olmuyor.

O sebeple bakalım Serrafoodie’de kısa kısa neler var..

 

∫ƒ § ∫ƒ § ∫ƒ § ∫ƒ

 

Geçen pazar yolumuz Feriköy Bit Pazarı’na düştü. Evet yanlış duymadınız bizim de bir bit pazarımız var! Uzun zaman önce gidelim diye konuşmuştuk, biraz zor harekete geçebildik, bu yüzden de giderken umarım hala vardır böyle bir etkinlik diye dua ediyordum, neyseki devam ediyormuş. Feriköy’de 4 döndükten sonra bulabildik yerini. Ben bir tarifte bulunmayayım siz Feriköy’e kadar gidip esnafa yerini sorun cumartesi günü kurulan organik pazardan ötürü bit pazarı değil de organik pazarı sorunca anlıyorlar.

Sadede gelelim öyle Portobello Road filan gibi bir yer beklemeyin, yarım kalmış bir inşaat alanı gibi bir yer pazar olarak kullanılmakta, tezgahlarda nadiren değerli bir parçaya rastlıyorsunuz ama ucuza bir çok ıvır zıvır var, herkesin ilgisini çekebilecek parçalar da bulmak mümkün. Sedef küpe, ben de bir gözlük aldım. İkimiz de gayet memnunuz, hatta havalar biraz daha ısındığında bir kez daha gitmeyi planlıyorum. Değişik bir pazar günü geçirmek istiyorsanız tavsiye edilir.

 

 

∫ƒ § ∫ƒ § ∫ƒ § ∫ƒ

Ha açıldı ha açılacak derken sonunda Cipriani (0212 317 77 87) açıldı. Marriott Edition Hotel’in alt katında bulunan Cipriani’ye Levent Çarşısı’ndan hemen KFC’nin karşısından girebiliyorsunuz. Ben ancak bir içki almaya gidebildim, yemeklerinden tatmak fırsatını bulamadım. O sebeple ilk izlenim dekor ağırlıklı olacak. Art Deco tarzını çok sevdiğimden dekorasyon da çok hoşuma gitti, ancak ne yazıkki ambiyansta aynı başarıyı bulamadım. Biz pazartesi 19:30’da gittik, girer girmez aklıma gelen ilk soru ”kapalı mısınız?” oldu. Çünkü içerisi inanılmaz aydınlıktı (bi inip bi çıkan voltaj bu kadar aydınlıkta ekstradan rahatsız ediyordu) ve hiç müzik yoktu. Açığız yanıtını aldıktan sonra kapının hemen önünde olan bar kısmına geçtik. Barı konum olarak hiç beğenmedim, hem oldukça küçük tutulmuş, insanlara ayakta içkisini içecek oldukça dar bir alan bırakılmış. Oturmak için bölüm var ancak hemen kapının önünde, millet paltosunu çıkarırken size çarpabilir. Biliyorum Türk insanı gelen gideni izlemeyi sever ancak bu kadar da bariz olmaz, resmen bar bölümü izleyici kapı girişi de sahne gibi geliyor. Bir de öyle bir aydınlıkki çaktırmadan gelene gidene bakmak gibi bir durum da olmuyor. Müziğin de eksikliği konuşmaları başrole çıkarıyor. Hele çok dolu bir anı değilse her müşteri birbirinin sohbetinin içinde neredeyse. Paper moon’a rakip olarak tasarlandığı göz önünde bulundurulursa biraz gerilerde kalmış gibi geliyor sanki. Henüz açılalı çok kısa bir zaman oldu, biraz otursun o zaman gidip yemeklerinden de deneyip tek bir yazıda bahsetmek istiyorum, o zamana kadar söyleyebileceğim Bellini’si tabiki (1. jenerasyon Cipriani Bellini’nin mucididir de) çok güzeldi. Yanında ikram olarak gelen jülyen kesim kabak kızartma ve de ton balığı kroket çok lezzetliydi. Diğer yemekleri de denemek için sabırsızlanıyorum.

∫ƒ § ∫ƒ § ∫ƒ § ∫ƒ

Oktoberfest (0212 244 52 00), Asmalımescit’te bulunuyor. Hep önünden geçiyorduk ve konsepti çok ilgimizi çekmişti. Çok sevimli bir mekan gibi gözüküyordu ve de mönüsü Alman sosisleri ve biralarından oluşuyordu. Tabi biz öyle sanmışız. Frankfurterler weisswurstlar beklemeyin. Bildiğiniz mangallık törkiş sosis, kötü bir ekmekle, turşu ve cheddar peyniri ile geliyor, size de hayalkırılığına uğramak kalıyor. Biralar da çok etkileyici değildi 3-5 tane çeşit şişe bira vardı. Ben isli biradan içtim fena değildi. Ancak yine de beni yakalamaya yetmedi. Açıkçası Asmalımescit’te bu kadar çok seçenek varken (hele ki The North Shield, Hotel Palazzo Donizetti’nin – otelin adı efsane değil mi – alt katına çok çok güzel bir pub açtıktan sonra) bir daha Oktoberfest’e gideceğimi zannetmiyorum.

∫ƒ § ∫ƒ § ∫ƒ § ∫ƒ

 

Her ne kadar suşiyi japon restoranında yemeyi her zaman tercih etsem de – özellikle İtsumi – bazen merakıma yeniliyorum. Mekan da reklamını bu kadar çok yapınca açıkçası bana gitmekten başka bir şey kalmıyor. Yaz boyunca Bebek’te oldukça iddiali bir mekan olacağını hissettiren Chilai’nin açılmasını bekledik. Benim pek fazla umudum yoktu, güzel yemekten ziyade fazlaca ticari kaygılı bir yer gibi gelmişti bana. Ne restoranı olduğu belli olmayan, ama çok çılgın, süper, muhteşem diye lanse edilen mekan, beklediğim gibi çıktı.

Sushi bar, pizzacı, etçi ve de hamburgerci, düşünüyorum atladığım birşey var mı diye, sanırım bir de kahvaltı vardı. Zaten mönü ciltlenmiş kitap gibi geldi. Çevir çevir sayfaları bitmiyor. Çok güzel resimler koymuşsunuz tamam da yeme-içme sektöründe de bir gerçek tek yapraktan oluşan mönülerin her zaman işletmenin yararına oluşudur. Müşteri birçok şeyi aynı anda gördüğünde daha çeşitli bir tercih yapma ihtimali de o kadar artar. True story.

İçeri girdiğinizde ne kadar çok para harcanmış, masraf yapılmış olduğu belli oluyor. Konumu düşünülürse yaz aylarında kolayca masraflarını çıkaracaktır, çok açık bir şekilde görebiliyorsunuz. Dekorasyonu modern, giriş katı havalar ısınsın da cam panelleri kaldırayım, burayı çılgın bir bara dönüştüreyim diye bekliyor. Etraftaki evlere tavsiye kışın uykunuzu alın çünkü yazın size uyku haram olacak!

Gelelim bizim tercihlerimize..

Biz ‘geleneksel girls night out’umuzu yaparken suşi yiyelim istedik, bir de değişiklik yapalım o sebeple buraya geldik. Dolayısıyla da ana yemeğimiz suşilerden oluştu. Ben üstteki resimde görülen set mönü no:1’i tercih ettim Sedef ve Melis de roll’lardan bir tabak hazırladılar..

Suşiler İtsumi, Zuma, Miyako ya da Yutaka ile kıyaslanmaz. Ancak Mori’yle yakın, Sushico’dan da bir ya da iki tık üstte. (Serrafoodie bugün derdini anlatmak için ilginç yollara başvuruyor, kıyaslamalar hat safhada, tık diye de yeni bir ölçü birimi peydahlandı, sonu nasıl gelecek acaba..) Ayrıca midemi de çok fazla rahatsız etti ki suşi genelde ilk aşamada çok feci şişirse de karnınız bikaç saat içinde hiç yememişsiniz gibi gelir. Bu sefer durum farklı oldu yemekten bir- birbuçuk saat sonra bir adet Rennie atmak zorunda kaldım. Aynı etkiyi Şişhane’deki Chinese/Sushi Express de yapıyor. Yedikten sonra mide ilaçlarına saldırıyorum. Sebebi ne acaba, kullandıkları hangi malzeme?

Yine dağıttım konuyu.

Suşilere dönelim.

Yanında Miso soup tarzı birşey olsaydı iyi olurdu. Sushi Bar kavramı maki ve nigirilerle sınırlı kalmamalıymış. Bizim başka şeyler yeme potansiyelimiz vardı, çorba ya da bir başlangıç fena olmazdı ancak suşiden başka japon yemeği yoktu.

Gecenin sonunu tatlısız noktalayamazdık.

Passionfruit soslu cheesecake’in sosu beğenilmese de kendisi beğeniliyor. Ben cheesecake delisi olmadığım için pek fazla yorum yapamayacağım. Denedim ve bence de güzel bir cheesecake. Ancak mönüde fırınlanmış diye yazsa da benim bazı şüphelerim var.

İki favorim bir arada, önce suşi sonra da dondurma! Daha ne isteyebilirim ki..

Hele bir de dondurmalar ev yapımı olursa. Çikolata, vanilya ve de karamel…

Çikolatalısı şokolamus’u andırıyor, vanilyalısında belliki çubuk vanilya kullanılmış, karamelde de şeker öyle kıvamında karamelize olmuşki ağzınızda çok güzel bir tat bırakıyor. Dondurma gerçekten çok lezzetliydi, bayıldım ve Bebek’e geldiğimde etrafta bu kadar dondurmacı varken Chilai kesinlikle ön sıralarda yer alacak. Herhalde burayı açarken birisinin dondurmacı kefesine koyacağını hiç tahmin etmemişlerdi!

Karışık mönüsüyle kesinlikle bana ulaşamayan Chilai gecenin sonunda bir dondurmayla kabimi çalmayı başardı, pek mi ucuza gittim ne!

∫ƒ § ∫ƒ § ∫ƒ § ∫ƒ

 

Evet sayın okuyucular..

Bir ”Ajans Serrafoodie”nin daha sonuna geldik. Umarız size faydalı bilgiler sunabilmişizdir. Sonraki Ajans Serrafoodie’de görüşmek üzere, her nerde yeniyor ve içiliyorsa..