Takip Et:

3M – Muze, Moda ve Mama

Muzede gecirilen 6 saat basligin da kafamda bir cok kez degismesine sebep oldu. Yemek yerken yaptigimiz geyiklerden, konferansi dinlerken olusanlar ve son olarak da sergiyi gezerken dusunduklerim..

En uygunu belki de “In Huseyin Caglayan We Trust” ama ben tum gunu kapsayan 3M’i tercih ettim.

Uzun zamandir hep yaz sicaginda helak oldugumuz kulturel aktivitelerde bulundugumuz icin ve 2 gundur de Istanbul’da dayanilmaz bir sicak oldugu icin bu sefer klima gibi daha modern imkanlardan yararlanabilecegimiz Istanbul Modern’i tercih ettik. Huseyin Caglayan sergisi, Istanbul Modern Cafe’de yemek..

Daha ne isteyebiliriz ki..

Derken dikkatimizi bir brosur cekti

Plan belli oldu boylece, yemegimizi yedikten sonra soylesi ve ardindan sergi gezilecek!

Istanbul Modern Cafe (0212 292 26 12)’ye gecip balkona kuruluyoruz. Gectigimiz haftalarda icinde oldugumuz Topkapi Sarayi’ni bu sefer de uzaktan izleme firsati buluyoruz.

Hava o kadar sicakki yemege gecmeden soguk birseyler icelim istedik. Allahtan lime ve cilekli frozenlar varmis isterseniz icine tekila, vodka, gin veya rom koydurabiliyorsunuz. Biz cilek tercih ettik.

Bu arada etrafimiza bakinicak duruma gelebildik, duvara siselerle yaptiklari sey hosuma gitti acikcasi.

Uzun balkonun manzarasi o kadar guzelki cok cetrefilli bi dekorasyona gerek kalmiyor tabii. Manzarayi herkes tarafindan gorunur kilabilmek icin de bir duvara da ayna konuldu mu tamamdir.

Ekmegimiz zeytinyagimiz geldi. Biz kitir peynirsiz pizza gibi olanlari pek sevdik.

Zeytinyaginin icine konulan kisnis ve rezene de hos bir aroma vermis.

Yemek seciminde ben bu sefer bir degisiklik yapmak istedim, genellikle beyaz et tercih ederim ama daha bir foodie gibi davranmak gerekir diye dusunurek bu sefer “Kuzu Sis ‘Kusnemeden’ Firik Pilavi ve Rokali Zahter Salatasi”, Husper de “Somon Tava, Yesil Kuskonmaz, Firinda Patates ve Istiridye Mantari” secti. Bastan da Caprese Salata istedik, yaz sicagina yakisan. Acikcasi biraz da utanarak soyluyorum italyan salatasiyla guneydogu mutfagindan ana yemek pek uyusmuyor. Ancak Dunya Mutfagi konsepti bizi bu durumlara sokuyor, yoksa foodielerin sucu yok!

Salatada deginmek istedigim tek sey aslinda restoranla pek alakasi olmayan milletce hepimizi ilgilendiren bir sorun. Nedir bu domateslerin hali! Yazin bile guzel kokulu kirmizi domatesler yiyemeyecek miyiz biz!

Bu arada bir de soguk beyaz sarabimizi istiyoruz, benim yemegime pek uymuyor ama balik yiyen birinin kirmizi sarap icmesi daha abes olacagindan bu ortak noktada birlesiyoruz. Beyaz sarapta genelde tek tercihim Sarafin Sauvignon Blanc. Bu kez de oyle oldu. Yalniz benim bu konuya gelmemin asil sebebi kadehler. Oldukca begendim. Hatta su bardagi olarak kullanilan kadehi gordugumde hic umudum yoktu guzel birsey cikmasindan ama cok guzel cikti beyaz sarap kadehi.

Yazinin bu noktasindan itibaren Digiturk 438 Smooth Jazz’i actigim icin hemen havam degisiyor mas que nada ile..

Ve buna ithafen guneydogu mutfagindan ana yemek secimimize geciyoruz..

Kuzu sis ve firik pilavi

Kuzu sis biraz daha yumusak olabilirdi ama kesinlikle lezzetliydi. Uzerindeki kirmizi biber basta biraz rahatsiz etse de sonra alistim sanirsam. Firik pilavina ben bayilirim, hafif fume tadi cok hosuma gider. Bunu biraz daha risottoya benzetmisler kivam olarak, tane tane degildi ve biraz lapamsiydi ama hic rahatsiz etmedi, cok guzeldi. Ben begendim, tavsiye ederim.

Gelelim Husper’in somonuna

Benim tattigim noktada bana biraz kurumuz gibi gelse de Husper oyle olmadigini soyledi ve oldukca begendi. Kuskonmazlar ise sanirim izgaraydi, bu sebeple biraz cig kalmislardi. Oldukca hafif, saglikli ve doyurucu bir yemek secimi oldu bu da. Ozellikle yaz sicaginda daha az sucluluk duygusu hissetmenize sebep oluyor.

Ne biri sucluluk duygusu mu dedii!

Voila!

Bu aralar bana birseyler oluyor (too much wine mi diyoruz buna yoksa) tatli secimini yine garson’a birakiyorum. Bize 3 cesit cikolatali parfe ve bademli sufle (uzgunum Yigit!) getiriyor. Kotu yapmiyor bunlari getirmekle ama haftasonu yedigi kup griyeler hala vicdanini sizlatmakta olan bir insan olarak kotu hissediyorum tabi sufleyi gorunce.

Parfe bitter, sutlu ve beyaz cikolata’dan olusuyor kat kat. En altinda pandispanya’dan incecik bir katman. Guzel fresh bir tatli.

Bademli sufle deyince de ben ne hayal etmistim  biliyor musunuz? Yine bitter cikolatali olacak icinde hafif amaretto olacak bi de toz badem, yumurta beyazlari guzelce kabartilmis olacak o yuzden pof pof olucak. hafiften aci badem kurabiyesi tadini andiracak. Ama oyle olmadi pek. Oldukca tatliydi bu! Beyaz cikolata ve badem iyi gitmis, lezzeti kotu degildi ama bir hayli ic bayiyordu. Gerci problemi anlayip yanina vanilyali dondurma koymuslar,(dondurma cok guzel yogun bir vanilya tadi iceriyordu, Movenpick zannettim sordum Algida cikti sasirdim) durum dengelenmis boylece. Bir de bu bence sufle degil daha cok kek, ici sulu sicak kek, ama sufle degil.

3 saatlik yeme icmeden sonra artik kendimizi tamamen Huseyin Caglayan/Hussein Chalayan’a adayabilirdik. Istikamet cimlerin uzerindeki soylesi mekani..

Baktik pek dolu bari gidelim kenarda cimlerde oturalim dedik. Ama garip 2. sirada yer bulabildik, sanki insanlar sozluye kalkmaya korkan ogrenciler gibi en arkaya saklanmislar.

Huseyin Caglayanin serginin kuratoru olan Donna Loveday ile olan sohbeti boylece basladi.

Sergi 1994’ten gunumuze Huseyin Caglayan’in (H.C.) tasarimlarini konu aliyor. Londra ve Japonya’dan sonra en nihayetinde de ulkemizde de sergilenmeye basladi ve 24 Ekim’e kadar da devam edecek.

Peki bu soylesi ne isimize yaradi. Soyle soyleyebilirimki Londra’da Selfridges’de kiyafetlerini gordugumde hep bir Briton oldugunu dusunurdum, “Vög” reklami da bunu dogrular nitelikteydi. Ancak durum da pek oyle degilmis, haksizlik etmisiz. Bence turkcesi ne kadar aksan bakimindan bozuksa ingilizcesi de ayni durumda olan 2 arada 1 derede kalmis ama bu ona cok iyi yaramis bir Kibrisli Turk. Kendini o Kibrisli Turk Londoner olarak goruyor, bir cok kulturu barindiran Londra’daki Amerika’nin “melting pot” durumunu tek bir sehirle bunyesinde barindirmasi gibi. H.C. da o mozaigin bir parcasi. Aile degerleri acisindan Turkluk’u, disiplin olarak da Londonerlik’i devreye sokuyor (bunlar hep kendi cumleleri). Adeta bir adet Mesut Ozil (Dunya kupasi sonrasi benzetmeler de boyle oluyor, kusura bakmayin). Bu nereye ait oldugunu bilememe, kucuk yasta ailesinin bosanmasi onu icine dondurmus ve bizim hayran oldugumuz hayal dunyasini yaratmasini saglamis. Felix culpa..

Herkesten sorular gelmeye basliyor, ortam bir geriliyor bir rahatliyor. Ama en rahat, komplekssiz H.C. gayet esprili bir sekilde yanitliyor sorulari. Bir de biz soru sormayi bilsek, “neden moda?” diye sorarken utanmiyor muyuz!? Lady Gaga sorusu gelince biz biraz mutlu oluyoruz (siz niye bir soru sormadiniz diyecekseniz sergiyi gezmis olsaydik mutlaka bir soru cikardi ama biraz ters bir durum oldu bizimki). Durumu soyle aciklayalim Lady Gaga bir konserinde H.C.nin bir kostumunun taklidini yapmis. Sorunca da H.C.yi ulasilamaz gordugum icin taklit etmeyi tercih ettim diye yanit vermis hanim kizimiz. H.C.nin tepkisi cok hostu “Look at her audience, and then mine (bir avuc bizi gostererek)”

Tasarimlarini yaparken teknoloji, andropoloji ve genetikten etkilendigini soyluyor. Zaten bunlari sergide goruyorsunuz. Kaucuktan ya da orasindan burasindan lazerler cikan kiyafetleri gordugunuzde acaba kac yil sonra bunlar giyilmeye baslanicak diyorsunuz. Nomad genlerimize atifta bulunan “After Words” koleksiyonu beni en cok etkileyeni oldu. Bakiniz buradan videosunu izleyiniz.

Yapabildikleri bunlarla sinirli da degil, kisa metraj filmleri de var 2 tanesinde Bennu Gerede, birinde de Tilda Swinton oynuyor hatta. Sergide bunlari da izleyebiliyorsunuz. Kendisi de soyleside dedigi gibi seyahat etmenin (su anda onu cok yormus olan) ne kadar cok dunyasini etkiledigini filmlerde gorebiliyorsunuz.

Tasarimci olmak isteyenlere tavsiyeleri de var; Illa star tasarimci olucam diye birsey yok, farkli secenekler de vardir onunuzde, bir firmada saglam bir rol sahibi olabilirsiniz keyif almaniz icin illa kendi isiniz olmasi gerekmez, danismanlik yapabilirsiniz ya da sizin gibi insanlari bir araya getirerek bir olusumu organize edebilirsiniz diyor. Cok paraya ihtiyaciniz olmadigini bu ise baslamak icin, hatta okulunda (Central St. Martins College of arts) parasizligin yaraticiligi arttirdigini dusunurlermis.Tasarim dunyasina girmek isteyenlere duyurulur!

Lack of money derken lots of money olmus, commercial olmiyim diye bir sikintisi yok. Halinden gayet memnun. Okulu bitirirken tasarladigi koleksiyonunun (demir tozuna batirilip sonra gomulup toprakta bir sure beklettikten sonra kullandigi kumaslardan yaptigi) tamami satilip Londra’da Browns’da satilmaya baslaninca beginning of a success story gibi geliyor.

Size de gurur duymak kaliyor. Umarim asil gurur duymasi gerekenler de duyuyordur, benimsiyordur. Ama dogru unutmusum Eurovision’u kazanmamisti degil mi..